Kategori: Forumlardan
4 Aralik 2006
Alpaslan Dikmen – UltrAslan.org
Fenerbahçe Galatasaray maçı bitti, F.Bahçe yöneticisi Sayın Nihat Özdemir beyanat veriyor..
Daha ilk cümleleri “F.Bahçe taraftarı bugün örnek bir seyirci görüntüsü verdi, hepsine teşekkür ediyorum. Önümüzde bir UEFA maçı var, taraftarımızın bizi yine bu maçta olduğu gibi cani gönülden desteklemesini bekliyoruz.”
Bir suçlunun kabahatini örtme çabaları gibi bir beyanat yani… Ya da Sayın Özdemir başka bir maçtaydı!
”Nihat Bey, F.Bahçe seyircisi o gün baştan sona sınıfa kalmıştır.”
Önce G.Saray’ın 3-1 kazandığı PAF maçında 16-17 yaşındaki G.Saray topçularına saldırılması var…
Basketbol maçında “Yine i.neleşti G.Saray” diye yapılan güzide bir tezahürat var… Diğer küfürleri yazmıyorum.
Hadi bunları görmediniz duymadınız, peki Kadıköy’de 40 bin kişinin koro halinde (toplamda en az bir saat) “Bilmem kimler ulrAslan’ın a..na koyar” ve “Cim Bom anneni bilmem n’apiym” diye bağırdıkları da mı duyulmadı?.. Hoş Sayın Polat da duymamış olacak ki, maçtan sonra “F.Bahçe seyircisi centilmendi, bazı olayları 50 tane serseri yapmıştır, tümüne mal edemeyiz” dedi…
Herhalde 40 bin kişinin hep bir ağızdan ettiği küfürleri bir tek ben duydum!
Gerets’in kafasının yarılmasını, Mondragon’a maç öncesi atılan onlarca pet şişeyi (üç-dört tanesi kafasında patladı), yine Mondragon’a ikinci yarı başında atılan yanıcı ve patlayıcı maddeleri (birisi kafasına geldi) saymıyoruz… Zira bunlar klasik Saraçoğlu hezeyanları!
Ayrıca 40 bin kişinin stattaki 2.250 aslan parçasını adam gibi tezahüratlarla susturamadıklarını da dünya gördü…
Bu muydu muhteşem taraftarınız?
Tamam tamam… Gerçekler acıdır ama üzmeyin kendinizi… Muhteşemdiler!.. Ömür boyu böyle desteklesinler takımınızı!.. Billahi sırtınız yere gelmez!..
***
Maç öncesi arkadaşlarıma “Ayhan ve Ergün iyi oynarlarsa bu maçı rahat alırız” dedim… Ama ocağımıza incir diken maalesef Ayhan ve Ergün oldular… Sabri gibi yetenekleri sınırlı (daha doğrusu yeteneklerini geliştiremeyen) bir delikanlı, aslan pençelerini çıkartıp Cim Bom’u şahlandırırken bu iki arkadaşımızın hata üzerine hatada birbiriyle yarışması Galatasaray’ı çökertmiştir.
İnamoto ve Cihan zaten evlere şenlik… İkisini de çok seviyor G.Saraylılar ama olmuyor, olmuyor, olmuyor… Song’un oynamaması da büyük handikaptı.
Ben her zaman orta sahanın gücüne inanırım… Orta saha iyi ise forvet de defans da mükemmel oynarlar… Okan, Emre, Suat ve Hagi’yi hatırlatırım… Ama maalesef artık yoklar… Okan var ama o da neredeyse oynadığı her maçta sarı kart görmekten başka bir şey yap-a-mıyor.
Bu takıma takviye şart… Orta sahaya bir hamal ve bir oyun kurucu… Bu iş Ayhan’la, İnamoto’yla, İliç’le olacak gibi değil… İki takviyeyle bu ligi tozunu atardı G.Saray… Dün F.Bahçeyi darmadağın edebilir, ŞL’de bir üst tura rahat çıkabilirdi… İşte taraftarın kahrolduğu bu!
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
05/12/2006 – Radikal
Bir bölüm Sarı-Lacivertli keskin nişancı, Beşiktaş meydan muharebesinde hedefteki Tigana’yı çakmakla yaraladıktan sonra, pazar gecesi bir başka büyük mücadelede de rakip kuvvetlerin alandaki kumandanı Gerets’i taşla alnından vurma başarısını gösterdi. Belçikalı, ikinci golden sonra takımını hizaya sokmak için direktifler vermek üzere kulübe siperinden ayrıldığında, 26. dakikada gazi olurken, soyunma odasına gidene dek kaşının üstündeki kanayan yarasıyla, canlı bir utanç abidesi olarak ‘Dünya derbisi’ni süsledi. Tigana’dan sonra Gerets de hedeflerini vurmaktaki başarıları yüzünden rakip ordunun keskin nişancılarını hararetle tebrik edip, bundan sonraki atışlarında başarılar dilemeyi de ihmal etmedi!
Maç boyunca sahaya yağdırılan pet şişe, çakmak, torpil türünden cephane, keskin nişancılıktan yoksun karavanacı ‘örnek seyirciler’ tarafından kendi askerlerine de gelmedi değil. Bunlar da savaş zayiatı hanesine kaydedildi o kadar. İkinci yarı, Mondragon’un kellesine yapılan başarılı torpil atışıyla zamanında başlayamadı. Ekran, kale direğinin yanında patlayan bombacıkların aleviyle renklendi bir zaman. Tuncay, tribünleri ateş kesmeye davet ederken, tribünler takım kaptanlarına da coşkulu torpillerle yanıt verdi. Patlayıcı, Kolombiyalı’da geçici sağırlık yaratırken, daha keskin bir nişancının daha isabetli bir atışla Mondragon’un gözünü de geçici bir süreliğine kör etmesi de olasıydı. Sonuçta ağlarla buluşmayan taş Erik hocanın kaşını açarken, yine ağlarla buluşmayan torpil Mondy’nin tepesinde infilak etti.
Bu tür kepazelikler salt Kadıköy’de olmuyor tabii. Amatöründen şampiyonuna dek, tribünlerdeki serserilerin futbolu işgali giderek daha da saldırgan biçimde yaygınlaşıyor. Ne var ki yine de dosya Saracoğlu’nu gelip dayandığında ortaya çok farklı tablolar çıkıyor. Ali Sami Yen, İnönü ve diğerlerinde kulüplerin yetkilileri, sorumlulukları gereği hatalı, hatta suçlu olduklarını kabulleniyor. Oysa ‘Mabet’in işleticileri yıllardır ‘Burası Kadıköy, burada küfür olmaz’ yavesiyle, saatlerce küfreden birkaç on bin yandaşı el bebek gül bebek büyütüp gönlünü çelmeyi sürdürüyor.
Sarı Lacivertli yöneticilerden biri derbiden sonra kameraların önüne geçip takımlarını destekleyen tribünleri pohpohlarken ‘Fenerbahçe taraftarı örnek bir seyirci olduğunu bir kez daha kanıtladı’ gibisinden methiyeler düzüyor. Sonra önlerindeki Frankfurt maçını işaret ederek ‘Yine coşkulu desteğinizi bekliyoruz ama sahaya yabancı madde atmayın. Atanları kınıyoruz’ diyor.
Kınamayı bir kenara bırakın beyler. Kınamayın… Hepiniz… Her renkten, her kentten kulüp patronları… Kınamayı ’sivil toplum kuruluşları’na bırakıp hemen şimdi kulübelerin üstü ve kale arkası tribünlerinin önüne güvenlik ağlarını gerin. Saracoğlu’nda fileler sadece tribünler arasında vardı. O da koltukları söküp rakip taraftara atmak isteyen vahşileri, işe yaramayacak bu vandalizmden caydırmak için. İşin içinde kulübün parçalanacak koltukları olunca ağlar geriliyor. Ama sahadaki, başta kaleci olmak üzere oyuncular ve teknik heyetin vurulmalarını önleyecek ağları germek, tribündeki serserileri engelleyeceğinden bir türlü gerilmiyor. Bengal meşaleleri, torpillerin içeri nasıl girdiği malum. Yönetimin haberi ve izni olmadan statlara ruh bile sızamaz. Çakmaklar, taşlar, güya yapılan güvenlik taramasından geçiyor, garibanın cebindeki beş kuruşu bile kutuya attırılırken…
Cephane ve onları kullanan keskin nişancıların stada girişini engelleyemiyorsanız bari atış alanlarının önünü ağlarla kapayın.
Hiçbir futbol düşmanı, baş yaramayacak torpil ve çakmağı sahaya fırlatmaz. Galatasaray cephesinden dünya derbisini şereflendiren 50 bin taraftardan sadece 50’si serserilikle suçlandı. İyi de bu 50 kişi taşları, torpilleri evlerinin balkonundan mı attı! Yanında yöresinde görgü tanıkları yok muydu! Vaka mahalline kimse intikal edemedi mi!
Tribün vahşetini mevsimlerdir ‘üç beş kendini bilmez yüzünden koskoca bir camia suçlandırılmaz’ gibisinden ucuz bir makyajla boyamaya çalışan idareciler, köhne bir pazarlama anlayışıyla seyirci sayısını kollayıp duruyor. Oysa bu kendini bilmezlerin sayısı çoktan binlerceyi vurdu bile. Beyler şimdi hemen sahalarınızı güvenlik ağlarıyla kaplatın. Yoksa kazanacağınız her maç, ‘Pirus zaferi’ olmaktan öteye gidemeyecek sonunda…
“Sahadan çekilebilirdik”
Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı Adnan Polat, Fenerbahçe ile oynadıkları derbi maçta yaşananlara, düzenlediği basın toplantısıyla tepki gösterdi.
Mecidiyeköy’de bulunan kulüp binasında medya mensuplarının karşısına çıkan Adnan Polat, Galatasaray taraftarları maça girerken, üzerlerine sis ve ses bombalarının atıldığını, çıkışta ise etraflarının çevirilip dövüldüklerini belirtirken, “Her türlü rezalet yaşanmış. Elimizden geldiği kadar kavgasız gürültüsüz bir maç için uğraştık, ama maalesef resim ortada” dedi.
Maçın başlamasına kısa bir süre kala tribüne çıktığı için yaşananları göremediğini ve sonradan öğrendiğini kaydeden Polat, “Galatasaraylı futbolcular ısınmak için çıktığı zaman, birçok değişik yabancı maddenin atıldığını, özellikle Mondragon’un vücudunun değişik taraflarına da isabet ettiğini öğrendim. Hakem Selçuk Dereli raporunda yer verme cesaretini gösterecek mi, bilmiyorum. Hakemler, sahaya çıkıldığında birçok yabancı maddenin atıldığını raporlarına koydular mı merak ediyorum” diye konuştu.
Fenerbahçeli bir grup taraftarın, maç boyunca saatlerini göstererek aleyhinde tezahürat yaptığını söyleyen Adnan Polat, “Ben başka bir şey duyamadım ve göremedim. Statta küfürler edilmiş. Futbolcularımız taç atarken, korner atarken, her türlü yabancı maddeler atıldı. En kötüsü Mondragon’a atılan ses bombası. Bir ara Fatih Gökşen ikaz etti. Mondragon yerden kalkmasaydı takımı sahadan çekecektik. Teknik direktörümüzün kafası yarılmış. Maçtan sonra soyunma odasına indik, Mondragon’un hala kulakları duymuyordu. Kulak insanın denge organıdır. Kulağında arıza olan insan ayakta duramaz, dengesi bozulur. Mondragon’un kulaklarına tedavi yapılıyordu. Hala Florya’da tedavisi devam ediyor. Bu şartlarda maçın devam etmesine Selçuk Dereli’nin göz yummasına anlam veremiyorum” ifadelerini kullandı.
” Nihat Özdemir’in açıklamarı tesir etti”
Polat, Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Nihat Özdemir’in, Trabzonspor maçı öncesi yaptığı açıklamanın hakemlere tesir ettiğini öne sürerek, şöyle devam etti: “Nihat Özdemir’in, Trabzonspor maçı öncesi ortaya koyduğu senaryo bence tuttu.Fenerbahçe, Trabzonspor karşısında görmesi gereken kırmızı kartları görmedi. Hem de derbide atılması gereken oyuncuları atılmadı. Penaltımızın verilmediği konusunda bütün kamuoyu, canlı yayınlarda fikir birliği yaptı. Selçuk Dereli, beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Dereli’yi 1. sınıf hakem görüyordum. Fenerbahçe taraftarından korktu. Galatasaray’ın 3 puan kaybetmesine neden oldu. Maçın kaderini, belki de ligin kaderini değiştirdi. Hakem açısından büyük hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim.”
“Geçen sezondan fark, bu kez saha içinde dövdüler”
Derbi karşılaşmada, geçen sezondan farklı olarak Fenerbahçe yöneticilerinin centilmen bir tavır sergilediğini anlatan Polat, “VİP Salonu’nda bütün Fenerbahçeli yöneticiler tek tek gelip ‘Hoş geldiniz’ dediler. Beraber oldular. Bir müddet sohbet ettik. Geçen seneden farklı olan taraf buydu. Geçen seneden farklı olan bir taraf daha vardı. Bir önceki sezon koridorlarda oyuncularımızı dövmüşlerdi. Bu kez alenen sahanın içinde dövdüler. Kafalarını yardılar, kulaklarını sağır ettiler. Ayrıca Aziz Yıldırım’ın hiçbir şekilde misafirperverlik göstermediğini hatırlatmak istiyorum” dedi.
“5 maç ceza lazım”
Adnan Polat, yaşananlar nedeniyle Fenerbahçe’nin mutlaka ceza alması gerektiğini belirterek, “Hakem camiası Fenerbahçe’den ciddi etkilenmiş durumda. Dilerim ki federasyonun ilgili kurulları, Tahkim Kurulu aynı şekilde etkilenmez. Yaşananları bütün dünya izledi. Baktığınız zaman, en az 5 maç ceza gelmesi lazım. Zaman içinde göreceğiz ve bunun takipçisi olacağız. Disiplin Kurulu’nun, Fenerbahçe’den ne kadar korktuğunu ya da korkmadığını göreceğiz. Bizim beklentimiz, Şükrü Saracoğlu Stadı’nın 5 maç kapatılması. Aynı olaylar bir Şampiyonlar Ligi maçında olsa, en az bu boyutta ceza alınır. Fenerbahçe taraftarı biliyor ki ciddi cezalar alacak, ama Futbol Federasyonu ceza verebilecek mi, göreceğiz” şeklinde konuştu.
Fenerbahçe taraftarlarının içinde düzgün insanların bulunduğunu ifade eden sarı-kırmızılı yönetici, 50-100 kadar serseri bulunduğunu ileri sürerek, “Televizyonda izlediğimde hayretler içinde kaldım. Bulunduğum yerden hiçbir şey görmemişim. Dün akşam olayları izledikten sonra büyük bir hayal kırıklığına uğradım. En azından, kavgasız gürültüsüz bir spor müsabakası yapılması istenmiyor. Fenerbahçe yönetimi herhalde kasıtlı olarak yapmıyor bunu. Her taraftar kitlesi içinde fanatik gruplar var. Maalesef bunlar futbolun canına okuyor. Bulunduğum noktadan bu olayları daha net görebilseydim, o dakikada açıklardım. 5 maç ceza verilmezse biz de gereken tepkiyi Futbol Federasyonu’na koyarız. En çok bağıran, en çok taciz eden kazanıyorsa, yöntemleri oysa biz de o yönteme döneriz. O yöntemlere dönmeyi de çok iyi bildiğimizi söyleyebilirim” dedi.
“Sahadan çekilebilirdik”
Polat, Fenerbahçe maçında yaşanan olaylar sonrası sahadan çekilme aşamasına geldiklerini kaydetti. “Eğer başı yarılan Erik Gerets yedek kulübesinden ayrılsaydı, ya da ses bombası atılan Mondragon yerden kalkamasaydı, o zaman takımı sahadan çekerdik” diyen Polat, şunları söyledi:
“Bayılması ya da ölmesini beklemek değil, ama Mondragon ‘Oynamıyorum’ diye sahayı terk etseydi, sahadan takımımızı çekmemiz doğal hakkımız olurdu diye düşünüyorum. Her şeyde sahadan çekme diye düşünürsek futbol o zaman zıvanadan çıkardı. Biz Galatasaray’ın menfaatlerinin ve haklarının takipçisi olacağız. Nihat Özdemir’i kendi taraftarlarının tezahüratları rahatsız etmemiş olabilir. Rahatsız etmemesini de doğal karşılıyorum. Sahanın içindeydi. Ne olup bittiğini daha iyi gördü. Yorumlarında, beyanatlarını taraflı verdiği ortada. Galatasaray taraftarı rövanşta Galatasaray taraftarı gibi hareket edecektir. Fenerbahçe’nin taraftarını ve yönetimini en uygun şekilde ağırlayacağız. Yapacağımız taşkınlıklarla değil, oynayacağımız futbolla cevap vereceğiz.
Öte yandan, Aziz Yıldırım’la tek kelime konuşmadık. Çorbayı, içine düşen bir sinek nasıl bozuyorsa, dünkü maçta olduğu gibi, sayılarının kaç olduğunu bilmediğim bir kitle oradaki bütün atmosferi bozdu. Hepimiz uğraşmalıyız. Federasyonun kurallarda taviz vermemesi gerekir. Fenerbahçe’ye verilecek ceza da bunun ilk örneği olmalı.”
Mecidiyeköy’deki kulüp binasında basın toplantısı düzenleyen Adnan Polat, Fenerbahçe’nin pozisyon dahi bulmadan 2 gol attığını ifade ederek, “Ümit’in atması gereken bir gol pozisyonu vardı. İkinci yarı daha iyi oynadık, son vuruşları yapamadık. Maçın kaderini hakem değiştirdi. Özellikle Lugano’ya ikinci sarı kartı vermesi gereken nokta, maç için kritik noktaydı. Fenerbahçe’nin 10 kişi kalmasıyla maç çok değişirdi. Taraftardan korktu, kuralları uygulayamadı” dedi.
Futbol gündemini işgal eden teşvik primi ve şike iddialarına da değinen Polat, iddiaların geçtiği 2000-2001 yılında futbolun içinde olmadığını kaydederek, şunları söyledi: “İtirafçının varlığından bile haberdar değildim. Hayatımda bu kişiyi ilk defa televizyonda gördüm. Herhangi bir şekilde iletişimim de olmadı. Buna rağmen Fenerbahçe’nin sayın başkanının, ‘Federasyonun ve Serhat Ulueren’in kankası’ diyerek ismimi, açık açık söylemeden spor basınına sızdırması üzücü. Böyle bir iddiası varsa çıkıp açıkça, mertçe, ‘Federasyon ve Adnan Polat bunu tezgahlamıştır’ desin. Bizans entrikası düzenlemelerini Fenerbahçe Yönetim Kurulu’na yakıştıramıyorum. İtirafçı denilen kişinin çok fazla güven vermediğini gördüm. Benim şahsi fikrim, ama telefonla konuştuğu kişilerin, bu kişiye çok sert bir tepki vermemesi dikkatimi çekti. Hiç alakası olmayan bir adamı arasanız, ‘Ya kardeşim sen neden bahsediyorsun’ der, bir tepki koyardı. Bu da herkesin kafasında büyük soru işareti bıraktı. Bu konu yargıya intikal etmiş durumda, daha fazla konuşmam doğru olmaz.”
Gerets konusu tartışılmadı
Adnan Polat, “Fenerbahçe derbisinin takımdaki kaderini belirleyeceği” yönünde Belçika basınına demeç veren teknik direktör Erik Gerets’in durumu için, “Yönetim kurulunda bu konuyu tartışmaya açmış değiliz” dedi.
Polat, “Kalsın mı, gitsin mi diye yönetim kurulunda teknik direktörü masaya yatırmadık. Masaya yatırılmamış, konuşulmamış bir konu üzerinde hiçbir şey söyleyemiyorum. Gerets’in sözleşmesi var ve sözleşmesi gereğince şu anda işini yapıyor. Her kişi ya da kurum, başarıda ya da başarısızlıkta değerlendirilir. Gerets’i bazıları başarılı, bazıları başarısız bulabilir. Yönetim kurulunun en doğal hakkı da bunu değerlendirmektir” diye konuştu.
İlk yarıda tüm takımların çok puan kaybettiğini, ikinci yarıda da puan kayıplarının olacağını belirten Polat, “Biz 7 puanın kapatılacağına inanıyoruz. Fenerbahçe büyük camia ve kulüp, ama çok iyi bir takımı olduğunu söyleyemem. Dünkü maça bakınca bunu görürsünüz. Ben, Galatasaray’ın hala şampiyonluğun en büyük favorisi olduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Kadroda gençleştirme sürecek
Galatasaray’da 4 yıl üst üste şampiyon olan ve UEFA Kupası’nı alan kadronun oluşmasının 4 yıl sürdüğünü vurgulayan Polat, “Galatasaray’ın yaşı ilerlemiş futbolcularının hizmetlerini unutup bir kenara atamayız. Dönüşüm süreç içinde olur, bir kalemde olmaz. Yavaş yavaş gençlerimiz çıkıyor. Gençleştirme politikamız devam edecek” dedi.
Polat, şöyle devam etti: “Mali imkanlarımız çerçevesinde, daha kaliteli yabancıları getireceğiz. Benim kişisel tercihim, önce esas takımımızı Türk futbolcularından oluşturmak. Daha önce de böyle yapmıştık. Bu takım üst düzeyde yerli futbolculara sahip olduğunda, istediğimiz hedeflere ulaşabiliriz. Gençlerimizden bazılarının Arda gibi öne çıkacağını göreceksiniz. Fenerbahçe derbisinde genç futbolcularla sahaya çıkamazdı. Kendinizi hocanın yerine koyun. Bu futbolculara zamanında ve yerinde görev vermezseniz, gençleri kaybedersiniz.”
Adnan Polat, tansiyon rahatsızlığı nedeniyle Fenerbahçe karşısında oynayamayan Song’la ilgili “Parası ödenmediği için oynamadı” iddialarının da gerçeği yansıtmadığını sözlerine ekle
Kaynak: AA
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
5 Aralik 2006 – Aksam
Nasıl gönül koyduğumuz Beşiktaş’ı ve onun taraftarını gerektiğinde yerden yere vuruyorsak, şimdi yazacaklarımızı diğer ‘Adı Büyükler’in sempatizanları sabırla okumak zorundalar. Boşuna zahmet edip, mesaj yağdırmaya da kalkmasınlar. Çünkü kaleme alacaklarımız ‘Objektif Yorum’dur.
Öncelik Selçuk Dereli’nin. Ahmet Çakar’a bu konuda bir kez daha hak verdik. Bu zattan hakem filan olmaz. Ters kurguyla girersek, Alex’e bir ara acıdık. Yediği darbelere ‘Yeter artık’ diye bağırdık. Lugano’yu Mondragon’a yaptığı hareketten dolayı sahada tuttuysa ‘Sırf korkudandır’. Fenerbahçe’nin attığı ikinci golün başlangıcındaki faul düdüğü çalınmadıysa bunun suçunu Ayhan kendinde arasın. Her pozisyonda zırt pırt kendini yere atmaktan inandırıcılığı kalmadı. Sahanın en iyilerinden Önder’in pozisyonunda bir yabancı düdük iki kere penaltı çalardı. Hasan Kabze’nin formasından yakalama bir yana, açıkça kolla oynayıp, topun yönü değiştirtilmiştir. Dereli, gayet net gördüğü bu pozisyonda beyaz noktaya gidemedi çünkü ‘Korku dağları iyice sarmıştı’.
Gelelim, 50 veya 70 Fenerbahçe’liye. Rakip takım oyuncularına ve kenar yönetimine attıklarından dolayı üzüldüklerini hiç sanmıyoruz. Bu akıl hastaları, ‘Nasıl oturttum ama’ deyip, avuçlarını birbirlerine vurup, şaplatmışlardır. Daha sonra da, şişeli kutlama. Böylesine saldırıların İnönü veya A. Sami Yen’de yapıldığını düşünebiliyor musun? Kıyamet koparırlardı. Bu kafaların izlediği futbol, yaptıklarına da futbolseverlik diyen varsa beri gelsin.
Daha bir ay öncesine kadar fair-play adayımız olan Nihat Özdemir’in bizi en fazla yaralayan kişi olduğunu açıklamalıyız. Belli ki, ucuza kapattığı Marina ihalesi iptal edildiğinden beri sinirleri bozuk. Taraftarını tabii ki alkışlayacaksın. Devam edip ‘Ancak, içimizdeki küçük bir gruba da üzüntülerimi yolluyorum’ lafını, uyarıldıktan ve aradan uzunca süre geçtikten sonra söyleyebiliyorsan, değer kaybına uğramışsın demektir. Bu işin ikinci yarısı da var. Hem Beşiktaş’ın hem Galatasaray’ın evine gideceksiniz. Dileriz, o tarihlere kadar sinirler gevşer.
Tüm holiganlara ve onlara her türlü desteği veren yönetim kadrolarına tavsiyemiz, ekranların naklen yayın programındaki ilk İngiltere Ligi maçını -Bu TV-8 olacaktır- izlemeleri. Rakip ekibin teknik direktörü, yardımcı elemanları ve yedek futbolcuları karşı takımın seyircisiyle kucak kucağa. Zaman zaman aralarında pozisyon değerlendirmesi bile yapıyorlar. Fatih Terim’in yıllar önce, kızlarına küfür edilip, başına her türlü malzemenin atıldığı oyundan sonra söylediği lafları tekrar hatırlatmak istiyoruz:
‘Bana bundan böyle kimse dostluk, kardeşlikten söz etmesin. Hele Fenerbahçe-Galatasaray arasındaysa’.
Sanırız gelinen nokta bu. Yıllar yılı Trabzonsporluları ‘Canavar gibi göstermeye çalışanlar’ yarattıkları virüsü dört bir yana dağıttılar. Futbolumuz ‘Kırmızı alarm’ vermekte. Size tavsiyemiz, tüm kulüp yöneticilerinin listesini elinize alıp ‘Devletle iş yapanları’ işaretlemeniz. Bu ülkede nasıl belediye başkanlarına yasak getirildiyse, ötekileri de bu kapsamın içine bir an önce almanızda yarar var. Hatta, mecburiyet görmekteyiz. Gidiş, kötüye. Arjantin’de yaşananlar görülmüyor mu? Sahalar, sokaklar holiganların kontroluna geçti. Bu kafayla sıra bize gelecek…
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
5 Aralik 2006 – Milliyet
Galatasaray’ın bir penaltısının verilmediği… kritik sarı ve kırmızı kartların es geçildiği… Kaleci Mondragon’un su dolu pet şişe yağmuru altında görevini yapmaya çalıştığı… Korner atmaya giden Galatasaraylı futbolcuların yerli ve yabancı madde yağmuruna tutulduğu… Gerets’in alnından yaralandığı pazar günkü maçın hemen ertesinde Fenerbahçe Başkan Vekili Nihat Özdemir ekranda aynen şunları söylüyor:
“Taraftarımız takımımızı baştan sona destekledi. Canı gönülden teşekkür ediyoruz. Frankfurt maçında da aynı desteği bekliyoruz.”
Ya, maç sırasında yaşanan o çirkin olaylar? O konuda, kerhen olduğu açıkça anlaşılan sadece tek bir cümle Özdemir’in ağzından, “Yalnız taraftarımızın sahaya bir şey atmaması lazım.”
Aklınca lutfetmiş, böylece zevahiri kurtarmış oluyor.
Peki, hakem konusunda ne diyor? Eskiler bir yana… Daha iki hafta önceki Trabzonspor maçı öncesi, hakem Bülent Demirlek’e itirazlarından dolayı 20 gün hak mahrumiyeti cezası almış… Cezasını halen çekmekte olan Özdemir, yüzünde en küçük bir renk değişikliği olmadan şunu söylüyor:
“Biliyorsunuz, biz hakemler hakkında konuşmayı doğru bulmayız!”
Fenerbahçe’yi kutluyor ama soruyoruz… Bu tür yöneticilerle olaysız futbol mümkün mü? Bu arada Lig TV’nin maçta bazı sahneleri göstermeme konusundaki gayretini de kutlayalım!
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
5 Aralik 2006 – Milliyet
Selçuk Dereli kimin hakemi?.. Federasyon’un. Nedir bu Federasyon? “Fenerbahçe düşmanı” bir organizasyon!..
Ezberimiz bu değil mi?
Ezber varsa hayat kolay…
Ezber bozulduğunda afallamak ise çok doğal.
Yahu bu ne biçim düşmanlık? Fenerbahçe’nin hasmı Federasyon’un, bir numaralı adamı Dereli, Fenerbahçe’nin yolunu açtı resmen.
O hakemler ki, Fenerbahçe’nin “tespiti” ile direk Federasyon başkanından emir almaktaydı.
“Kişilik”, “kariyer” falan hak getire; “tetikçiydi” hepsi.
Emir Kuluydu.
“Federasyon’un başı” ise yönetime doldurduğu “Fenerbahçe düşmanları” ile her türlü hile ve üç kağıdı yapmaktaydı Fenerbahçe aleyhine.
Komploların içindeydi.
Mevcudiyetinin yegane temeli, Fenerbahçe’yi dibe çekmekti.
En azından Kadıköy’den böyle görünüyordu Federasyon.
Futbolu yöneten bu zihniyet, derbi’den iyi fırsat mı bulacaktı?
Ama o da ne!
“Ulusoy’un tetikçisi” kendi ayağına sıktı kurşunu.
Bir çuval inciri berbat etti.
Hata yapmış olmalı!
Fenerbahçe yönetim kurulu ile “empati” kurduğumda başka türlü düşünemiyorum açıkçası.
***
Aksi halde Selçuk Dereli’yi nereye koyacağız şimdi?
Şayet bu sezon Fenerbahçe şampiyon olacaksa sevgili hakemimiz en büyük, en sağlam çiviyi çaktı yüzüncü yıl abidesine.
Yan etkileri de hesaplanırsa; hani Galatasaray’ın sürüncemede kalan Gerets sorunları falan…
Selçuk Dereli heykeli dikilecek adam Kalamış’a.
Bilerek, bilmeyerek.
İsteyerek, istemeyerek.
Hata, mata.
Yaptı.
***
Aynı kart ve penaltı ters tarafa verilmemiş olsaydı?
Federasyon’un hakemi son dakikada Fenerbahçe’nin penaltısını çalmayıp da beraberliğe engel olsaydı?
Atılmayı hak eden bir Galatasaraylı’yı oyunda bıraksaydı?
Allah korusun!
Sayın Nihat Özdemir, 5 Aralık 2006 Salı itibarıyla hala canlı yayındaydı.
“Başkanımızın söylediği gibi bu Federasyon bir numaralı düşmanımız olup….”
“Şurup” gibi yönetti Dereli.
Şekip Mosturoğlu’na hakem forması giydirip sahaya sürselerdi, en azından bir tanesini Fenerbahçe’nin aleyhine verirdi bu kararların.
Sonuç olarak hukuk adamı yani.
Peki…
Oynanmamış maçın hakeminden şikayet edebilen yöneticiler, neden suskunlar?
Fenerbahçe yöneticilerinin hakeme, MHK’ye, Çulcu’ya, Ulusoy’a teşekkürlerini duymadım.
***
Yanlış anlaşılmasın.
Ben, “Selçuk Dereli kararlarına art niyet kattı” demiyorum asla.
Hiçbir hakemin böylesine tatlı su kurnazlıklarına gireceklerine inanmıyorum.
Girip de çaktırmayacaklarını ise asla tahmin etmiyorum.
Yapan varsa, eline yüzüne bulaşmıştır her zaman.
Hele Selçuk Dereli…
Hangi para, hangi hatır satın alabilir herhangi bir bakandan daha çok tanınan bu hakemin kariyerini?
Sadece Fenerbahçeli yöneticilerin mantığı ile fikir yürütmeye çalışıyorum.
Federasyon düşman.
Hakemler tetikçi.
O zaman!..
O zaman bu işin altında daha “derin” bir plan olmalı değil mi?
Hadi… Şimdi… Hep birlikte ortaya çıkaralım bu hain planları!
***
Bakmayın siz Lugano’nun ikinci sarı kartla atılmadığına.
Bakmayın, son dakikada Önder’e penaltı çalınmadığına.
Bunun adı “iyilik” değil.
Ya korktu Federasyon…
Ya da daha hain bir plan peşinde.
Korkmuş olabilir elbet.
Bir Allah’ın kulu bile “acaba doğruluk payı var mı bu şike itirafında” diyemeyecek durumda Türkiye’de.
Fenerbahçe düşmanı olmak demek, yüzde otuz “vatan haini”.
Yöneticiler ilan etmedi mi; “her kim ki, Telegol’deki ‘meczub’un söylediklerine bir an bile inanır, o adam düşmanımızdır”!
Olay o hale geldi ki, futbolun duayeni sayın Ali Şen “Federasyon başkanı, Kulüpler Birliği, başkanlar, medya, gelsinler Aziz Yıldırım’dan özür dilesinler, bir daha da yapmasınlar” demeye getirdi.
Bir tek “elini öpsünler de affetsin” demedi o kadar.
Aziz Bey Başbakan’a mektup da yazmış galiba. Sayın Genel Kurmay Başkanı da taraftarlar arasında…
Medya mı?..
O Türkiye’nin aynası.
Ne yapsın, gördüğünü yansıtıyor işte.
Federasyon nasıl korkmasın ki?
***
Daha “derin” ihtimaller de var!
Mesela; “komplo bitmedi”.
Selçuk Dereli’nin derbi kıyağı sadece bir adım.
Evet… Var…
Çünkü beyinlerde sınır yok.
“Fenerbahçe düşmanı Federasyon, bir yandan başkan Yıldırım’ın altını oyarken, diğer taraftan olası bir Fenerbahçe şampiyonluğu için önlemini alıyor ve Fenerbahçe’nin başarısını hakem yanlışlarına bağlayıp şaibe yaratmak için böyle operasyonlara giriyor”.
İnsan zihni yüz milyar galaksinin her birindeki yüz milyar güneş ve onların gezegenlerine bile kafa tasının içinde yer bulabildiğine göre, bu ne ki?
***
Daha önce de yazdığım gibi, benim geliştirdiğim şu komplo teorisi hala geçerliliğini koruyor bir yandan.
“En büyük Fenerbahçeli Tahir Kıran”.
Diyelim ki, tüm şike komplosunun senaristi o…
“Diyelim ki” diyoruz ama “dendi” bile.
Fenerbahçe Başkanı’nın basın toplantısı “Tahir Kıran ana fikirli”ydi.
Peki… Bu “meşum” senaryo sahneye konulduğunda kim kazançlı çıktı?
Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım.
Ben Prof. Dr. Mahir Kaynak’tan öğrendim komplolara tersten bakmayı.
Sondan geriye… Soru “kim kazançlı”!
Kar hanesi kalabalık:
Bugün derbi, yarın şampiyonluk, bu arada müthiş bir camia dayanışması.
Kim kazançlı?
5 Aralik 2006, Sabah
Galatasaray yönetilmiyor.
Ne kulüp, ne futbol takımı.
Saracoğlu’nda teknik direktör yaralanıyor, kaleci sağır oluyor sorumlu kişi çıkıp “Şahane ağırlandık” diyor.
“Kavga çıkar, küfür et” demiyoruz ama en azından lisanı münasiple durumu anlat.
Futbol takımı da aynı şekilde. Ben “7 bekliyorum” diyorum, Gerets sahaya tek forvetle çıkıyor.
Yahu çık 3 forvetle, niyetini göster, zaten yeniliyorsun, bari yenilsen bile şanın yürüsün. Ama yapamaz.
Çünkü Galatasaray yönetimi sayesinde Galatasaray artık “ezik” bir takım, daha beteri “ezik bir camia” havası vermeye başladı.
“Kendine güvenli olmak” arada bir çıkıp “gereksiz sert” demeçler vermek değildir.
Kendine güven “bir duruş” ve “bir tavırdır” Galatasaray yönetiminde bu yok.
Bu yokluk ne yazık ki, camiaya da yansıyor.
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
Ilker Canalp – Alisamiyen.net
4 Aralık 2006
Fenerbahçe – Galatasaray maçları Türk futbol tarihinin en çetin mücadelelerine, en unutulmaz skorlarına sahne olurken; son yıllarda Kadıköy’deki müsabakalar tribün terörünün, hakem facialarının ve ikiyüzlülüğün de sembolü haline geldi.
Bunun sebep ve sonuçları üzerine uzun uzadıya yazmak isterdim ama 3 Aralık 2006 akşamından bir görüntü aklımdan gitmiyor.
Galatasaray Futbol Takımının başında sahaya çıkan Erik Gerets’in alnında kan var.
Türkiye’de oynanan futbol karanlık oyunlara kurban edilirken, kurbanın kanını ibret olsun diye sürmüşler desem…
Ama değil.. Alnı kanıyor, tribünden atılan bir cisim yaralamış Hocamızı..
Galatasaray’ın teknik direktörü olmak dışında bir suçu olmayan Belçikalı teknik adamın acaba aklından neler geçiyor?
İstifini bozmuyor Erik Gerets, kulübeye sığınmıyor, sinip de saklanmıyor. Ne acısı, ne öfkesi, ne şaşkınlığı.. Hepsi gizlenmiş ki, sadece kararlılık okunuyor yüzünden..
Yiğidim, Aslanım öyle duruyor.
Asil ve müdanasız duruşuyla nasıl da Galatasaray’a yakışıyor.
Top iki kale arasında mekik dokurken akıp giden zaman öfkeyi, nefreti silip götüremediğinden; bu sefer kalecimiz Mondragon kulaklarını elleriyle kapatmış yerde yatıyor, galiz küfürleri duymamak için değil, kafasında patlayan bombanın kulaklarında yarattığı şoku atlatmaya çalışıyor. Bir başka fotoğraf karesinde, Ümit Karan’ın Beyrut sokaklarında misket bombasının parçalarıyla yaralanmış Filistinliyi andıran görüntüleri ve başına dökülen suyla akan kan..
Her yerde kan var, katledilen futbol kanıyor. İnsanlarla birlikte, futbol da kan kaybediyor.
Yanlış mı biliyoruz, Kasabın Çayırı mıydı acaba eskiden, kan kokuyor Kadıköy!
“Şikeyle şampiyon olunamıyorsa, teşvik kifayet etmiyorsa, kan dökelim” diyen vandalların en vahşi çığlıkları arasında şifreli kanal aboneleri futbol değil bir tür satanist ayin izliyor.
TV başında izleyenler de uyuşturulmuş gibi belki, senelerdir yapılanların getirdiği alışkanlıkla sporun daha hızlı koşmak, daha yükseğe çıkmak, daha güçlü olma amacıyla değil “daha çok iktidar, daha çok para, daha çok kan” elde etmek amacıyla yapıldığını düşünüyor olabilirler.
“Paranın satın alamayacağı bir şey yoktur, olsa biz bilirdik” teması o kadar sık işleniyor ki; karayken aklanıveren renk renk banknotlar, çek defterleri, örtülü ödenekler ve rüşvet çarkı arasında sportif rekabet eziliyor.
Geçen yıl Mayıs ayında “Sarıyla Kırmızıyla Alnımızın Akıyla” demiş ve masalları kıskandıran bir şampiyonluğun sevincini yaşamıştık.
Bugün “Futbolcusu Hocasıyla Alnındaki Kanıyla” ülkemizde sporun düştüğü acınası duruma kahroluyoruz.
Alnına kara çalınmasın diye şerefiyle ayakta duranların madalyası yine alındaki kan oluyor.
Yuvarlanan topun peşinde koşarken yenmek de var, yenilmek de.. Sporun güzelliği değil midir, sendelediğinizde tekrar doğrulur ve yola devam edersiniz ama kan savaşta oluk gibi akar, cinayetler kanlıdır, kurbanın kanı akıtılır. “Akacak kan damarda durmaz” derler ve kan akmaya başladı mı dur durak bilmez. Sporda kaybeder ama telafi etmek için mücadele edersiniz ama ya kan hiç durmazsa neyi geri getirebilirsiniz?
Kalpleri fetheden renkler sarı-lacivert olabilir, sizinkisi siyah-beyaz film gibi bir aşk hikayesi de olabilir, güneşin sarısı / ateşin kırmızısı benliğinizin tek sahibidir belki.
Ait olduğunuz dünyanın köreltici ışığından, sağır eden seslerinden arındığınızda ve gerçeklerle ama sadece gerçeklerle yüzleştiğinizde, spor mu görmek istiyorsunuz savaş mı?
Rekabetin ateşini mi hatırlatsın size KIRMIZI, yoksa akan ve hiç durmayan kanı mı?
Tarihe mal olan Kartaca’yı en önemli tehdit sayan Romalı Senatör Cato “Delenda est Carthago” demiş…
Bir gün geldi Kartaca da yıkıldı elbet, nice istibdat yönetimleri çöktü, bu dünya ne despotlar, ne ceberrutlar gördü ama hepsi tarih sahnesinden silindi.
Şimdi yıkılacak bir derebeylik, gündemden çıkarılması gereken bir tiran daha var. “Delenda est Khalkedon”
Ta ki; benim ezeli ve ebedi rakibim Fenerbahçe arması çevreleyen beyaz rengin saflığına kavuşana ve akıttığı kanın manevi kefaretini ödeyip nedamet getirinceye kadar..
Lekeli geçmişlerinden utanmayı unutmuş karanlık adamlara karşı, intikam gütmeden ama geri adım da atmadan, tertemiz bir haklı mücadelenin zamanıdır artık.
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
Hurriyet – 5 Aralık 2006
Derbi maçta, sarı lacivertli taraftarların yaptığı taşkınlıklar nedeniyle Fenerbahçe Kulübü’ne en az 1 maç saha kapatma cezası verilecek.
F.BAHÇE-G.Saray maçında yaşanan üzücü olayların faturası ağır olacak… Olaylar nedeniyle sarı lacivertli kulübe en az 1 maç saha kapama cezası verileceği öğrenildi.
Karşılaşmanın temsilcileri Atakan Alan, Rıza Çavuşoğlu ve Ata Özer, Futbol Federasyonu’na gönderdikleri raporlarda, maç öncesi ve maç sırasında Fenerbahçe taraftarlarının aşırı taşkınlık yaptığını ifade ettiler.
Gerets’in alnı yarıldı
Temsilciler raporda, maç öncesi sahaya çok sayıda yabancı madde atıldığını ve bunlardan bazılarının Mondragon’a geldiğini belirterek, “Maç esnasında da üzücü olaylar yaşandı. Tribünden atılan bozuk paralardan biri, Erik Gerets’e isabet etti. Gerets’in alnı yarıldı. Sahaya ayrıca su şişesi, madeni para gibi maddeler fırlatıldı. İkinci yarının başında da sahaya atılan bir ses bombası, Mondragon’a geldi. Bu yüzden oyun geç başladı. Sahaya sürekli olarak yaralayıcı ve patlayıcı maddeler atıldı. Oyun durduğu zamanlar bile bu taşkınlık devam etti” şeklinde ifade kullandılar.
Kötü tezahürat da vardı
Raporlarda ayrıca Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda anons sisteminin bozuk olduğu ve seyircilerin sık sık çirkin ve kötü tezahüratta bulunduğu da ifade edildi. Raporların çok ağır olması nedeniyle Fenerbahçe’ye en az 1 maç saha kapama cezası verileceği bildirildi. Ceza, önümüzdeki salı günü belli olacak. Sarı lacivertli ekip, saha kapama cezasını 20 Aralık’ta İnegölspor ile oynayacağı Fortis Türkiye Kupası maçında çekecek.
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
5 Aralık 2006
Oynat bombayı…
KADIKÖY’deki maçta sahaya pet şişe, ses bombası, taş, bozuk para, çakmak, maytap atılmasını spor basınının bir bölümü “Mars’tan gelmiş bir uzay aracı” gibi karşıladı. Sanki ilk defa böyle bir hadise görüyorlar.
Kadıköy’de daha önce Hasan Şaş’ın kafasına yumurta atılması, dünyanın en beyefendi insanlarından biri olan kaleci antrenörü Eser Ağabey’in kafasının Şükrü Saracoğlu’nda atılanlarla yarılması filan tarihin tozlu yapraklarında kalmış sanki. Bu saydıklarım şu birkaç sezon içinde yaşananlar.
Maçın tansiyonuna göre, Kadıköy’de de, İnönü’de de, Ali Sami Yen’de de aynı film yaşanıyor. Stadın mimarisine tav olup “Kadıköy’de böyle şeyler olmaz, küfür yok, sahaya bir şey atmak yok” diye nutuk atanlar dışında herkes Saracoğlu’nun diğer statlardan zerre kadar farkı olmadığını zaten biliyordu.
Hafızaların her maç sıfırlanması dışında bir açıklaması olamaz bu durumun. Bu dediklerimi abartılı bulanlar, geriye dönerek Fenerbahçe-Galatasaray maçlarını incelesinler. Sahaya bir şey atılmayan, küfür edilmeyen derbi maçı vardı sanki daha önce. Şimdi ne olacak? Bu ilkel zihniyetli insan topluluğu Fenerbahçe’ye özgü değil. Aynı tip insanlardan Galatasaray’da da var. Onlar da ikinci yarıdaki maçta bunun bir benzerini yapacak. İş mi yani?..
Nihat Özdemir maçtan sonra “Örnek seyirci” dedi, “Frankfurt maçında da aynen bugünkü desteği bekliyoruz” dedi. Futbol Federasyonu yönetiminden Fenerbahçe yönetimine geçen Şekip Mosturoğlu, “Cezayı gerektirecek bir olay yaşanmadı” dedi. İş burada bitiyor zaten. Nihat Özdemir-Adnan Polat zihniyeti yıkılmadıkça her yıl en az iki hafta bunları konuşuruz biz.
Pazar gecesi Maraton’da şöyle tarihi bir diyalog yaşandı:
Erman Toroğlu: Mondragon’un kafasına gelen ses bombasını göster…
Şansal Büyüka: Oynat bombayı, çıkar dumanı…
Dinlendirilmiş hakem
SELÇUK Dereli’nin derbi maça atanma aşaması pek havalıydı.. İlk kez bir derbinin hakemi maçtan 10 gün önce belli oldu, Selçuk Dereli’ye geçen hafta maç verilmedi ve dinlendirildi.
Şimdi dinlenmiş hakem Selçuk Dereli’nin yönettiği maça, pazar gecesi spor programı yorumcularının rehberliğinde bir bakalım:
Lugano, Mondragon’a bulaştığı pozisyonda ikinci sarı karttan oyundan atılmalıydı.
Alex tribünleri de galeyana getiren düşme pozisyonunda kendini attı. Hakemi aldattığı için sarı kart görmesi gerekirdi.
Deniz’in Sabri’nin bileğine bastığı pozisyon kesin faul (Maç devam etti), kesin sarı kart. Pozisyonu ağır çekimde seyredenler “Kırmızı da verilebilir” dedi bu arada.
Önder’in Hasan Kabze’yi formasından çekerek başladığı serisini topla elle oynayarak noktaladığı pozisyon da yüzde yüz penaltı. Hakemin maçın neticesini etkilemiş olması veya olmaması tartışmasına girmek istemem. Maçı Fenerbahçe kazandı, nokta!
Ama şu soruyu sormadan da geçemeyeceğim: Dinlenmişi buysa, yorgunu nasıldır bu hakemlerin acaba?
Mondragon AĞBİ…
MAÇ sonrası Galatasaraylı Sabri, röportaj yapıyor. “Mondragon maç sırasında orta sahaya kadar yanına gelip bir şeyler söyledi sana? Ne söyledi öğrenebilir miyiz?” diye soruluyor.
Sabri, heyecanla konuşmaya başlıyor ve “Mondragon Ağbi” diyor. Sonra söylediğinin kulağa tuhaf geldiğini fark ediyor ve şöyle devam ediyor: “Ağbim sayılır o da… Yıllardır Türkiye’de, Türk sayılır artık…”