Galatasaray Dosyası


Böyle başkana, böyle teknik direktör!.. – Hincal Uluc
Aralık 14, 2006, 7:52 pm
Kategori: Canaydın Yönetimi, Haber ve Yazı Alıntıları

14 Aralik 2006, Sabah

Galatasaray tarihinin hiçbir döneminde bu kadar başarısız bir başkan ve bu kadar kötü bir teknik direktörle yönetilmemişti.
Eric Gerets, Galatasaray tarihinin gerçekten gelmiş geçmiş en kötü Teknik Direktörü..
Galatasaray’da futbolu çökertmeye gelmiş özel görevli bir casus dahi “Yok canım bu kadar da abartırsam, deşifre olurum” diye tedbirli olur, böylesi bir bozgun yaşatmazdı.
Önce görünen duruma bakalım..
Gerets, Galatasaray’ı köy takımları önünde Avrupa’dan sildi. Geçen yıl bir Trömsö faciası yaşattı. Bu yıl, rahatlıkla lider çıkacağı bir guruba düştü. Dört takım arasında ilk üçe girse yola devam edecekti. Maçların bitmesine bir hafta kala, sonunculuğu garanti edecek kadar facia bir performans sergiledi.
“Bizim için lig araçtır. Biz Avrupa takımıyız” diyen Galatasaray Gerets yönetiminde iki yıl arka arkaya Avrupa’da “Utanç” sonuçlar aldı.
Gerets geçen yıl, ortada doğru dürüst rakip yokken, Fenerbahçe’nin bitmez tükenmez ikramları, hele son haftadaki fiyaskosu ile avucuna konan şampiyonluğu kendi kazandı sandı, ama takke bu yıl düştü, kel göründü.
Ortada gene Beşiktaş ve Trabzon yokken, maç başına ortalama nerdeyse bir puan kaybeden Fenerbahçe dökülürken, Gerets bu Fenerbahçe’nin bile 7 puan gerisinde kalmayı becerdi.
Bu Gerets’in saha bilançosu.. Gerisinde durum daha da feci..
Gerets çok kötü insan yönetimi ile (Bu yönetimde Erdal Keser’in de büyük katkısı olduğu söyleniyor) Galatasaray’ın takım ruhunu yıktı. Futbolcuları birbirine düşürdü, aralarına fesat soktu, düşmanlık tohumları ekti.. Geçen yıl tüm maddi imkansızlıklar içinde kenetlenen kadroyu bölmeyi, dağıtmayı başardı. Kendi parasını kurtarınca, futbolcuları sattı. Bu da, futbolcularla arasındaki tüm güveni, sevgiyi ve saygıyı bitirdi. Bugün Galatasaray kadrosunda Gerets’e inanan yok..
Gerets, Galatasaray’ın gelecek on yılını kucaklayacak gençleri perişan etti. Bir kısmını bitirdi. Bir kısmını da bitiriyor. Galatasaray orta sahası dökülürken, burada oynamaya hazırlanan süper gençler, Cafercan, Zafer, Oğuz, Aydın nerede bilen var mı bugün.
Takımda bek yok.. Evlad-ı manevisi Cihan her yerde oynarken, Uğur, Ferhat yok edildi. Erkan gönderildi.
Adnan Polat inatla ve ısrarla direnmeseydi, Arda diye biri olacak mıydı, Galatasaray’da..
Gençler böyle harcanırken, eskiler mi tutuldu sanırsınız?..
Geçen yıl her şeyin bittiği anda ortaya çıkarak, arkadaşlarını toparlayan, Galatasaray’ın ayağa kalkmasını sağlayan lider oyuncular, Hakan ve Hasan Şaş, kritik golleri ile kaderi çeviren Hasan Kabze bu yıl Gerets tarafından nasıl yok edilmeye çalışılıyor görüyorsunuz.. Bunların yanına, Adnan Polat transfer etti diye yok sayılan Okan’ı da ekleyebilirsiniz.. Sabri’yi biçmek için elinden geleni yaptı, yapıyor. Ama Sabri, Arda gibi inatla ve ısrarla öyle başarılı oluyor ki, Gerets zaman zaman oynatmaya mecbur kalıyor.
Gözdeleri kim?..
Cihan.. Tomas.. İnnamoto.. Buyrun buradan yakın.. Kalırsa yeni (!) Galatasaray’ı bunlar üzerine inşa edecek.
Galatasaray yönetimi böyle bir hoca ile devam kararı alarak, nasıl başka, nasıl ucuz, nasıl çirkin hesaplar içinde olduğunu kanıtlamıştır.
Bu yönetimin başı, Galatasaray’daki sosyal, ekonomik ve sportif çöküntünün tek sorumlusu Özhan Canaydın’a gelince..
Bugün kulüp iflas halinde.. Çünkü Özhan Canaydın dünyanın en yeteneksiz ekonomisti.
Ünal Aysal’ın “Mucize” teklifini kabul etse, Galatasaray bugün Mecidiyeköy’de dünyanın en modern stadına sahip olacaktı, herkesin gıpta edeceği.. Dünyanın tanıdığı muteber iş adamı ve yürekten Galatasaraylı Aysal’ı itmesinin sebebi ise Sahip Som denen karanlık bir adam.. Bu adama güvenip 100 milyon dolar geleceğini sanacak kadar saf olduğu için Aysal’a “Olmaz” dedi.. Sahip Som’un ipliği pazara çıkınca da, ortada kaldı. Galatasaray Kongresi, bu “Sahip Som skandalı”nın hesabını sormadığı için utanmalıdır. Bu olay, Galatasaray tarihinin kara lekesidir, geçiştirilmiş, ört bas edilmiştir.
Mustafa Sarıgül’ün projesini elinin tersi ile itmese, Galatasaray bugün Seyrantepe’de stad, gelir getiren villalar ve Mecidiyeköy’de gene gelir getiren tesislere sahip olacaktı.
Canaydın, Sarıgül’ü de dışladı ve işleri ele aldı..
Bugün gelinen nokta..
Ali Sami Yen Galatasaray’ın elinden gidiyor. Seyrantepe’de Galatasaray’a tahsis edilen geniş alanın, stad için yeterli bölümü dışında kalan ticari arazi de gidiyor.
Sorun Canaydın’a.. Seyrantepe arazisi kaç dönüm?. Canaydın bunun kaç dönümünü TOKİ’ye terk ediyor, açıklayabilir mi?.
Canaydın, stadı yapacak parayı bulma becerisini gösteremediği, eline geçen fırsatları, kendisinden başkaları prim yapar korkusu ile yok ettiği için, hem Ali Sami Yen, hem de Seyrantepe arazisinin ticari bölümünü, TOKİ’ye babasının malı gibi peşkeş çekerek, stadı yaptırmaya uğraşıyor. Oysa bu arazi ve Ali Sami Yen arsası Galatasaray’ın en büyük servetleri.. Gelecek garantisi..
Gene Galatasaray’ın mal varlıklarından Riva’nın değeri de sıfırlanmak üzere. Burası Orman ve Piknik Alanı ilan edildi bile.. Yani inşaat yasağı kondu, arsa değeri yok edildi. Galatasaray kulübü son anda, gazete haberleri ile öğrendi. İş işten geçerken durumu düzeltmeye çalışıyorlar, şimdi. Başaramazlarsa Riva da gitti gider..
Ekonomik durum bu.. Sportif durum.. Başta futbol, bütün takımların hali meydanda..
Özhan Canaydın “Bir gün elimi öpecekler” demiş geçen hafta..
..Ve Kongre uyuyor.. Kimse “Olağanüstü toplanıp, ne işler oluyor bakalım” demiyor. Divan desen, varlığı belli değil.. Galatasaray camiasının üzerine ölü toprağı serilmiş. Hepsi uyuyor.
Allah rahatlık versin.
Galatasaray bittiği gün uyanır, Özhan Canaydın’ın elini öperler.



Artılar ve eksiler – Sevin Okyay
Aralık 9, 2006, 3:57 pm
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

9 Aralik 2006, Radikal

Geçtiğimiz günlede gazetelerde bir haber, bir de yazı dikkatimi çekti. Spora tamamen farklı yönlerden bakan yazılar; biri sportmence, biri Makyavelist. Haber, Galatasaray’ın kalecisi Mondragon’la ilgiliydi. Fenerbahçe maçında ev sahibi takım seyircilerinin kafasına attığı ses bombasıyla bir süre yerde kalan ve işitme sorunu yaşayan Faryd Aly Camilo Mondragon, Türk futboluna leke düşürmemek için o günkü derbide maça devam ettiğini belirtmiş. “Bugün (Salı günü) öğle saatlerine kadar hafif bir uğultu duydum. Hakemle o konuyu konuşmamıştım, ama zaten ne olursa olsun sahada yatmayacak ve oyuna devam edecektim. Bu kadar güzel bir gösteriyi lekelemek istemedim. Sportif ahlakım buna izin vermezdi. Türk futbolunun imajını kötüleyemezdim. Güzel olması gereken bir olayın kötü sonlanmasına neden olmamak için o maça devam etmem gerektiğini düşündüm.”
Öte yandan Galatasaray Teknik Direktörü Gerets de, kafasına yabancı cisim atarak alnını delen ev sahibi takım seyircisi için, “Keskin nişancıymış, tebrik ederim” demekle yetindi. İster istemez yıllar önce Trabzon’da, sırtına isabet edip etmediği bile kesinleşmeyen ‘yabancı madde’ yüzünden kenarda dakikalarca baygın yatarak ‘Bariç kurnazlığı’ndan parlak bir örnek vermiş olan Fenerbahçe hocası Otto Bariç’i hatırladık: Sportmence bir yaklaşıma karşı, Makyavelist bir yaklaşım.

Bu arada, Mondragon’un maça, üzerinde hasta köpeği için ‘Tommy her zaman kalbimizdesin!’ yazılı bir tişörtle çıktığını da söyleyelim. Dört köpeğinden biri kanser olan kaleci, “Yaşadığım üzüntüyü ancak benim gibi hayvan sevgisi olanlar anlayabilir” demiş. “Tommy dünyada en çok sevdiğim varlıklardan biri.” Doğrusu biz bu yaklaşımın da yukarıdaki tavırdan kopuk olmadığını düşünüyoruz. İnsanlar gün geliyor, futbollarından çok yukarıdakine benzer insani, sportmence tavırlarıyla hatırlanabiliyorlar. Örneğin, Eskişehir’in santrhafı, futbola uzun süre emek vermiş Nuri, bugün sadece ‘Güvercin Nuri’ olarak hatırlardadır. Sahanın içinde yürüyen bir güvercini bir volede öldürdüğü için.

Mondragon ve Gerets’in tavırlarının karşılığı da kendisini Erman Toroğlu’nun yazısında buluyor. “Galatasaraylılar sınıfta kaldı” başlıklı yazısında Toroğlu, Galatasaray yönetiminin yerinde olsa, duruma el koyarak takımı sahadan çekeceğini, rakip takıma okkalı bir ceza ve kendi takımına 3-0′lık hükmen galibiyet sağlayacağını belirtmiş. “Bir futbol takımı, başkanından malzemecisine kadar her şeye hazır olmalı. Yöneticileri bilgili, tecrübeli olmalı. Bütün bunlar olduğu zaman da, daha da önemlisi yönetici de futbolcu gibi çok ani karar verebilmeli” demiş. “Tabii bu yönetici bilgi sahibi ise karar verebilir. Veya bu yönetici yanında profesyoneller çalıştırırsa, işi bilenleri çalıştırırsa karar verebilir.”

İş bilmek bu mudur yani? Milyonların heyecanla beklediği bir derbi maçını oynatmamak mıdır? Ev sahibi takım seyircileri sportmenliğe ne kadar aykırı davranmış olursa olsun: koltuk söken Galatasaraylıları da unutmuyoruz, tabii. Aslolan, maçın oynanmasıdır, spora engel olmak değil. Aslolan, diğer insanları, hatta rakibi de düşünmektir. Bizim gönlümüz, Fenerbahçe’nin Trabzon’da kazanarak şampiyon olduğu maçın ardından, rakip takımdaki arkadaşları için üzüldüğünü söyleyen, bu yüzden de sonunda Ali Şen tarafından (Oğuz ile birlikte) takımdan uzaklaştırılan Aykut Kocaman’ın tavrından yana. Yöneticiliğin de, Adnan Polat’ın yaptığı gibi ‘Beş maç saha kapatılması’ istemekten geçtiğini düşünmüyoruz. Yöneticiliğin olumlu örneğini; Fevzi, Güven, Meduna’ya karşı tavırlarıyla Vestel Manisa yöneticileri sergiledi. Burada seyircilere de iş düşüyor.” Asla yalnız yürümeyeceksin” demekle, “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik” demek arasında dağlar kadar fark var. Ruh farkı…



Canaydın, Polat’ı da bitiriyor!.. – Hincal Uluc
Aralık 8, 2006, 12:51 pm
Kategori: Canaydın Yönetimi, Haber ve Yazı Alıntıları

8 Aralik 2006, Sabah

Ligin ikinci yarısı başlarken, Galatasaray’ın başında ya Gerets olmayacak, ya da Adnan Polat..
Özhan Canaydın’ın listesine son anda girerek seçilmesini sağlayan Polat, İkinci Başkanlığa ve Futbol Şubesinin başına getirilmişti. Geldiği andan itibaren de Gerets ile ters düşmeye başlamıştı. Teknik Direktörün direnmesine rağmen Arda’nın yeniden kiralanmasını önlemiş, kulüpte kalmasını sağlamış, ardından gene Gerets’in tüm muhalefetine rağmen Okan’ı transfer etmişti.
Devre arası yaklaşırken durum ortaya çıkmaya başladı. Polat, devre arasında Teknik Direktörü değiştirmeye kararlıydı. Gerets, iki yılda Galatasaray’ın Avrupa’daki izlerini kazımış, ligde çok başarısız maçlar çıkarıp devasa puanlar kaybetmiş, dahası futbolcuları birbirine düşürmüş, eskisi, yenisi pek çok futbolcuyu harcamıştı. Galatasaray’da takım ruhu kalmamıştı. Böyle gitmek mümkün değildi.
Adnan Polat temelde haklıydı. Onun haklı olduğunu Başkan Özhan Canaydın da biliyordu, ama başkanın hesapları başkaydı.
Canaydın Galatasaray’dan önce kendini düşünüyordu. Adnan Polat onun potansiyel rakiplerinin başında geliyordu. Kongrede karşısına çıkarsa koltuğunu kaybedebilirdi. O zaman yok edilmeliydi.
Galatasaray’ı yönetmekte fevkalade başarısız kalan başkan, muhtemel rakiplerini yok etmede çok ustaydı. Onları yanına alıp eziyordu.
Bu tezgaha yılların tilkisi Ergun Gürsoy düşmüştü. Canaydın’a ilk seçimi kazandıran adamdı Ergun.. Tıpkı Polat gibi son anda listeye girmiş ve çok hassas dengeleri Canaydın lehine değiştirmişti. Özhan Başkan Ergun’u ikinci başkan yapıp yanına almış ve bitirmiş, bir sonraki kongrede de kapıya koymuştu.
Şimdi ayni tezgah Adnan Polat için işliyor. Adnan, İkinci başkan ve Futbol Şubesi sorumlusu olarak Galatasaray’da radikal değişiklikler yapmaya ve Gerets’i görevden almaya hazırlanırken, Özhan Canaydın çarkı dönmeye başladı.
Medyada birden Gerets’in, yöneticileri hiçe sayan, Adnan Polat’ı aşağılayan sözleri yer alır oldu. Ardından Özhan Canaydın’ın ve lisecilerin (Liselilerin değil) kontrolü altındaki taraftar sitelerinde Gerets’e bağlılık haberleri, mesajları çıkmaya başladı.
Başkan, Gerets’in kendisi dışındaki tüm yöneticileri, en başta da Adnan Polat’ı ağır şekilde itham eden sözlerine tepki göstermeyerek tavrını ortaya koydu.
Şimdi durum şu..
Ya Adnan Polat.. Ya Gerets!..
İkisinden biri gidecek. İkinci yarı bu ikilinin bir arada olması çok zor.
Hafta başında “Kesin Gerets gider, o bitti” diyordum, Özhan Canaydın manevralarını hesaba katmadan..
Bugün o kadar emin değilim..
“Adnan Polat, Ergun Gürsoy’un yanına gönderiliyor galiba” diye düşünmeye başladım.
Bursa maçının ardından, bugüne dek gizli yürütülen savaş, açığa çıkacak. Kısa bir bekleyişten sonra, göreceğiz.
Adnan Polat, ya Gerets’i görevden alacak. Ya da istifa edecek. Boyun eğer kalırsa, Canaydın tuzağına düşüp tıpkı Ergun gibi bitecek.

Çarşamba günü yapılan Yönetim toplantısında karar 5-4 Gerets lehine çıkmış. Tüm liseciler Canaydın’la oy kullanmışlar, Adnan’a karşı.. Işın Çelebi, Ali Gürsoy ve Fatih Gökşen, “tarafsız” kalarak sıyırmayı yeğlemişler.. Yani durum hala kritik.. Adnan rest çekerse durum ne olur, henüz belli değil.



G.Saraylılar sınıfta kaldı – Erman TOROĞLU
Aralık 6, 2006, 3:35 am
Kategori: Canaydın Yönetimi, Haber ve Yazı Alıntıları

BİR futbol takımı, başkanından malzemecisine kadar her şeye hazır olmalı. Yöneticileri bilgili, tecrübeli olmalı. Bütün bunlar olduğu zaman da, daha da önemlisi yönetici de futbolcu gibi çok ani karar verebilmeli.

Tabii bu yönetici bilgi sahibi ise karar verebilir. Veya bu yönetici yanında profesyoneller çalıştırırsa, işi bilenleri çalıştırırsa karar verebilir.

Fenerbahçe Stadı’ndaki Galatasaray maçında, tribünden her türlü malzeme sahaya atıldı. Bunlardan biri Gerets’in alnına geldi. Bayağı kanadı ve bandajla kapandı. Diyelimki Gerets, bu aldığı yara ile maça devam edebilir, takımını kenardan idare edebilir. Yani kafasına aldığı bu darbe, onun takım üzerinde vereceği kararları etkilemez.

Doktor karar verebilir

Peki buna kim karar verecek? Doktorlar. Hangi doktorlar? Hastanedeki doktorlar. Hakem, gözlemci ve temsilci kendi kafalarına veya kanaatlerine göre, “Gerets’in kafasına gelen cisim onun fizik olarak beyin kısmına tesir etmez” diye ahkam kesebilirler mi? Tartışılır…

Peki bu madde Gerets’in alnına geldiğinde, Belçikalı hoca elini dokundurup kanı gördüğünde psikolojik olarak etkilenir mi? Aşırı hırslanır veya korkabilir mi? İki sorunun da cevabı evet.

Peki şimdi bir ses bombası Mondragon’un kafasına iniyor. Futbolcu yerde kıvranıyor. Mondragon, “Şu anda kulaklarımda büyük baskı var. Ben devam edemeyeceğim” dedi. Hakem de geldi ona bir şeyler söyledi. Mondragon da el işaretleriyle bir şey duymadığını ima etti. Sahaya çıkan Galatasaraylı yönetici olaya el koydu ve Mondragon’a, “Sen oynayamazsın. Düdüğü ve arkadaşlarının ikazını duymuyorsun. Haliyle sen de onlara ne diyeceğini bilmiyorsun. Bunları yaratanlar da Fenerbahçe seyircisi. Soyunma odasına gidiyoruz. Maça devam edemiyoruz. Gerekli kararı Futbol Federasyonu versin” dedi. Buyurun bakalım cenaze namazına. Çıkın işin içinden.

Okkalı cezaya mecburdu

Futbol Federasyonu bu maçı 3-0 Galatasaray lehine onaylar. Ve Fenerbahçe’ye de okkalı bir ceza verir. Mecburdur. Eğer Futbol Federasyonu bunu yapmazsa, yayıncı kuruluştan toplanan kasetlerle UEFA’ya başvurur. Bu sefer de federasyon okkalı bir ikaz yer ve Fenerbahçe’ye daha da fazla bir ceza vererek, UEFA’nın gözünde kendini kurtarır.

Bu bir yöneticilik becerisidir. Galatasaray bu konuda sınıfta kalmıştır.

Şimdi soruyorum… Aynı olaylar çarşamba günü Fenerbahçe’nin Frankfurt ile oynayacağı maçta tekrarlanırsa neler olur? Bunu hepimiz biliyoruz.

Ama o maçtan evvel ve maçın içinde Fenerbahçe Stadı’nın hoparlörlerinden şu anonslar yapılacak: “Sayın Fenerbahçeli seyirciler, sahaya yabancı madde atmayın. Meşale yakmayın. Çünkü yapılacak her türlü hareket kulübümüzü maddi ve manevi zarara uğratacak. UEFA’dan yüklü bir ceza yeriz.”

Çünkü bu tarz olaylarda UEFA acımasızdır. Gereğini yapar. Onun için de kimse kımıldayamaz.

Türkiye’de futbol federasyonları yıllarca eyyam yaptığı, korktuğu için onu kimse sallamaz. O, zurnanın son deliğidir.

Tel örgü nerede?

NOT 1: Fenerbahçe Stadı yapıldığı günden beri kale arkalarına tel örgü yapılması lazım diyorum. Hala da diyorum. Çünkü bir gün, bir Avrupa kupası maçında, Mondragon’un başına gelen rakip kalecinin başına gelecek. Bundan en fazla zararı da Fenerbahçe Kulübü görecek.

Dünyanın 1 numaralı derbisi diyorlar. Milleti gaza getiriyorlar. Hangi ülke bu 1 numaralı derbiyi naklen yayınlamak için müraacat etti. Bilen varsa bir adım öne çıksın.

Galatasaray’a da ceza

NOT 2: Fenerbahçe Stadı’na maça 20 dakika kala girdim, 45 dakika sonra çıktım. Statta bulunduğum sürenin tamamında Fenerbahçe seyircisi küfür etti. Fenerbahçe’ye mutlaka okkalı bir ceza verilecektir. Ama Sakarya’da Ankaragücü seyircisinin sahaya attığı koltuklardan başkent ekibinin sahası kapandı. Dönüp aynı cezayı, aynı eylemi yapan Galatasaray Kulübü’ne de vermek lazım.

Dön baba dön!..

BAZI uyanıklar Türk insanını aptal yerine koyuyorlar. Tabii bunlar kendilerine uyanıklar. Mesela eskiden hakemlik yapanlar. Bana yıllarca salladılar. Şimdi benim yaptığımı yapıyorlar.

Geçelim yönetici grubuna… Şekip Mosturoğlu yıllarca federasyonda çalıştı. Orada ahkam kesti, açıklamalar yaptı. O elbiseyi çıkarıp, Fenerbahçe Kulübü elbisesini giydi. Pazar akşamı da çıkıp La Fontaine’den masallar anlattı. Bazı yöneticiler, yöneticilik yaparken basına salladı ve her haltı yaptı. Şimdi o isimleri gazetelerde yazılar yazarken görüyorsunuz. Tam Mevlana Haftası’ndayız. Nasıl uyuyor değil mi, dön baba dön. Onlar akıllı, millet aptal. Öyle zannediyorlar.

6 Aralik 2006, Hurriyet



Buruk ateş – Bahri Havadir
Aralık 6, 2006, 3:27 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları, Takım Hakkında

Galatasaray, İngilizlerden rövanşı aldı ama iş işten çoktan geçmişti. Oysa Galatasaray, Olimpiyat Stadı’na gelirken bu maça psikolojik olarak da hiç hazırlanmamıştı. Halen Fenerbahçe’nin sendromu üzerlerindeydi. Liverpool maçının gecesi futbolcularla konuşuyorum… Hepsi Mondragon’a yapılan çirkinlikleri, Fenerbahçeli taraftarların yaptıkları tacizleri, Selçuk Dereli’nin hatalarını konuşuyordu. Ama bunları konuştuğum saat, gece 02.00 civarı. Çünkü ben dahil hiç kimseyi uyku tutmamıştı.

Çok kısa olarak başka bir konuya değinmek istiyorum; Galatasaray’da bir ikinci başkanlık krizi yaşandı. Semih Haznedaroğlu medyada fazla görünmüyorum diye istifa etti. Yönetimin ritmi bozuldu. Artık herkes birbirinin arkasından konuşmaya başladı. Buna paralel olarak Gerets’i örnek göstermek istiyorum. Altı aydır Gerets gitmeli mi kalmalı mı diye tartışılıyor.. İşte böyle bir ortamda Belçikalı hoca takımı maçlara hazırlıyor. Gerets’in de kimyası bozuldu. Sadece yüzüne net olarak konuşacak, kararını bildirecek, net duruş gösterecek bir yönetici arıyordu. Onun için kimyası bozuldu…

İşte Şampiyonlar Ligi’nde, Atina’ya giden yol macerasında Gerets, çıkış yolları aradı. Yanlış değişiklikler yaptı, yanlış isimler oynattı bu ayrı konu. O hep kendisine güvenen yöneticileri yanında görmek istedi. O hiç Boleslav maçından sonra soyunma odasında yüzüne şişe fırlatan yöneticiler istemedi.

Bunlar çok uzun konular, tekrar maça dönelim..

67. dakikadan sonra hâlâ Fenerbahçe maçının etkisi altında olan taraftarda bu dakikadan sonra başta Mondragon olmak üzere herkesi sevgiyle selamladılar.

Özhan Başkan, Adnan Polat ve taşın altına eline koyan birkaç isim artık kişisel kavgaları bırakıp, Gerets tartışmasını sonlandırıp bu takıma sahip çıkmalı.

Özetle yakılan buruk ateş, Atina yoluna gitmeden söndü. Galatasaray bu son maçında Okan, Necati ve İliç’in golleriyle meşaleyi ateşledi ama artık her şey çok geçti.

6 Aralik 2006, Aksam



Dünya derbisinde ‘keskin nişancılar’ın zaferi… – Cengiz Alpman
Aralık 5, 2006, 3:01 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

05/12/2006 – Radikal

Bir bölüm Sarı-Lacivertli keskin nişancı, Beşiktaş meydan muharebesinde hedefteki Tigana’yı çakmakla yaraladıktan sonra, pazar gecesi bir başka büyük mücadelede de rakip kuvvetlerin alandaki kumandanı Gerets’i taşla alnından vurma başarısını gösterdi. Belçikalı, ikinci golden sonra takımını hizaya sokmak için direktifler vermek üzere kulübe siperinden ayrıldığında, 26. dakikada gazi olurken, soyunma odasına gidene dek kaşının üstündeki kanayan yarasıyla, canlı bir utanç abidesi olarak ‘Dünya derbisi’ni süsledi. Tigana’dan sonra Gerets de hedeflerini vurmaktaki başarıları yüzünden rakip ordunun keskin nişancılarını hararetle tebrik edip, bundan sonraki atışlarında başarılar dilemeyi de ihmal etmedi!

Maç boyunca sahaya yağdırılan pet şişe, çakmak, torpil türünden cephane, keskin nişancılıktan yoksun karavanacı ‘örnek seyirciler’ tarafından kendi askerlerine de gelmedi değil. Bunlar da savaş zayiatı hanesine kaydedildi o kadar. İkinci yarı, Mondragon’un kellesine yapılan başarılı torpil atışıyla zamanında başlayamadı. Ekran, kale direğinin yanında patlayan bombacıkların aleviyle renklendi bir zaman. Tuncay, tribünleri ateş kesmeye davet ederken, tribünler takım kaptanlarına da coşkulu torpillerle yanıt verdi. Patlayıcı, Kolombiyalı’da geçici sağırlık yaratırken, daha keskin bir nişancının daha isabetli bir atışla Mondragon’un gözünü de geçici bir süreliğine kör etmesi de olasıydı. Sonuçta ağlarla buluşmayan taş Erik hocanın kaşını açarken, yine ağlarla buluşmayan torpil Mondy’nin tepesinde infilak etti.

Bu tür kepazelikler salt Kadıköy’de olmuyor tabii. Amatöründen şampiyonuna dek, tribünlerdeki serserilerin futbolu işgali giderek daha da saldırgan biçimde yaygınlaşıyor. Ne var ki yine de dosya Saracoğlu’nu gelip dayandığında ortaya çok farklı tablolar çıkıyor. Ali Sami Yen, İnönü ve diğerlerinde kulüplerin yetkilileri, sorumlulukları gereği hatalı, hatta suçlu olduklarını kabulleniyor. Oysa ‘Mabet’in işleticileri yıllardır ‘Burası Kadıköy, burada küfür olmaz’ yavesiyle, saatlerce küfreden birkaç on bin yandaşı el bebek gül bebek büyütüp gönlünü çelmeyi sürdürüyor.

Sarı Lacivertli yöneticilerden biri derbiden sonra kameraların önüne geçip takımlarını destekleyen tribünleri pohpohlarken ‘Fenerbahçe taraftarı örnek bir seyirci olduğunu bir kez daha kanıtladı’ gibisinden methiyeler düzüyor. Sonra önlerindeki Frankfurt maçını işaret ederek ‘Yine coşkulu desteğinizi bekliyoruz ama sahaya yabancı madde atmayın. Atanları kınıyoruz’ diyor.

Kınamayı bir kenara bırakın beyler. Kınamayın… Hepiniz… Her renkten, her kentten kulüp patronları… Kınamayı ’sivil toplum kuruluşları’na bırakıp hemen şimdi kulübelerin üstü ve kale arkası tribünlerinin önüne güvenlik ağlarını gerin. Saracoğlu’nda fileler sadece tribünler arasında vardı. O da koltukları söküp rakip taraftara atmak isteyen vahşileri, işe yaramayacak bu vandalizmden caydırmak için. İşin içinde kulübün parçalanacak koltukları olunca ağlar geriliyor. Ama sahadaki, başta kaleci olmak üzere oyuncular ve teknik heyetin vurulmalarını önleyecek ağları germek, tribündeki serserileri engelleyeceğinden bir türlü gerilmiyor. Bengal meşaleleri, torpillerin içeri nasıl girdiği malum. Yönetimin haberi ve izni olmadan statlara ruh bile sızamaz. Çakmaklar, taşlar, güya yapılan güvenlik taramasından geçiyor, garibanın cebindeki beş kuruşu bile kutuya attırılırken…

Cephane ve onları kullanan keskin nişancıların stada girişini engelleyemiyorsanız bari atış alanlarının önünü ağlarla kapayın.

Hiçbir futbol düşmanı, baş yaramayacak torpil ve çakmağı sahaya fırlatmaz. Galatasaray cephesinden dünya derbisini şereflendiren 50 bin taraftardan sadece 50’si serserilikle suçlandı. İyi de bu 50 kişi taşları, torpilleri evlerinin balkonundan mı attı! Yanında yöresinde görgü tanıkları yok muydu! Vaka mahalline kimse intikal edemedi mi!

Tribün vahşetini mevsimlerdir ‘üç beş kendini bilmez yüzünden koskoca bir camia suçlandırılmaz’ gibisinden ucuz bir makyajla boyamaya çalışan idareciler, köhne bir pazarlama anlayışıyla seyirci sayısını kollayıp duruyor. Oysa bu kendini bilmezlerin sayısı çoktan binlerceyi vurdu bile. Beyler şimdi hemen sahalarınızı güvenlik ağlarıyla kaplatın. Yoksa kazanacağınız her maç, ‘Pirus zaferi’ olmaktan öteye gidemeyecek sonunda…

Yorumlar Kapalı


Adnan Polat Gürledi (!)
Aralık 5, 2006, 2:40 am
Kategori: Canaydın Yönetimi, Haber ve Yazı Alıntıları

“Sahadan çekilebilirdik”

Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı Adnan Polat, Fenerbahçe ile oynadıkları derbi maçta yaşananlara, düzenlediği basın toplantısıyla tepki gösterdi.

Mecidiyeköy’de bulunan kulüp binasında medya mensuplarının karşısına çıkan Adnan Polat, Galatasaray taraftarları maça girerken, üzerlerine sis ve ses bombalarının atıldığını, çıkışta ise etraflarının çevirilip dövüldüklerini belirtirken, “Her türlü rezalet yaşanmış. Elimizden geldiği kadar kavgasız gürültüsüz bir maç için uğraştık, ama maalesef resim ortada” dedi.

Maçın başlamasına kısa bir süre kala tribüne çıktığı için yaşananları göremediğini ve sonradan öğrendiğini kaydeden Polat, “Galatasaraylı futbolcular ısınmak için çıktığı zaman, birçok değişik yabancı maddenin atıldığını, özellikle Mondragon’un vücudunun değişik taraflarına da isabet ettiğini öğrendim. Hakem Selçuk Dereli raporunda yer verme cesaretini gösterecek mi, bilmiyorum. Hakemler, sahaya çıkıldığında birçok yabancı maddenin atıldığını raporlarına koydular mı merak ediyorum” diye konuştu.

Fenerbahçeli bir grup taraftarın, maç boyunca saatlerini göstererek aleyhinde tezahürat yaptığını söyleyen Adnan Polat, “Ben başka bir şey duyamadım ve göremedim. Statta küfürler edilmiş. Futbolcularımız taç atarken, korner atarken, her türlü yabancı maddeler atıldı. En kötüsü Mondragon’a atılan ses bombası. Bir ara Fatih Gökşen ikaz etti. Mondragon yerden kalkmasaydı takımı sahadan çekecektik. Teknik direktörümüzün kafası yarılmış. Maçtan sonra soyunma odasına indik, Mondragon’un hala kulakları duymuyordu. Kulak insanın denge organıdır. Kulağında arıza olan insan ayakta duramaz, dengesi bozulur. Mondragon’un kulaklarına tedavi yapılıyordu. Hala Florya’da tedavisi devam ediyor. Bu şartlarda maçın devam etmesine Selçuk Dereli’nin göz yummasına anlam veremiyorum” ifadelerini kullandı.

” Nihat Özdemir’in açıklamarı tesir etti”

Polat, Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Nihat Özdemir’in, Trabzonspor maçı öncesi yaptığı açıklamanın hakemlere tesir ettiğini öne sürerek, şöyle devam etti: “Nihat Özdemir’in, Trabzonspor maçı öncesi ortaya koyduğu senaryo bence tuttu.Fenerbahçe, Trabzonspor karşısında görmesi gereken kırmızı kartları görmedi. Hem de derbide atılması gereken oyuncuları atılmadı. Penaltımızın verilmediği konusunda bütün kamuoyu, canlı yayınlarda fikir birliği yaptı. Selçuk Dereli, beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Dereli’yi 1. sınıf hakem görüyordum. Fenerbahçe taraftarından korktu. Galatasaray’ın 3 puan kaybetmesine neden oldu. Maçın kaderini, belki de ligin kaderini değiştirdi. Hakem açısından büyük hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim.”

“Geçen sezondan fark, bu kez saha içinde dövdüler”

Derbi karşılaşmada, geçen sezondan farklı olarak Fenerbahçe yöneticilerinin centilmen bir tavır sergilediğini anlatan Polat, “VİP Salonu’nda bütün Fenerbahçeli yöneticiler tek tek gelip ‘Hoş geldiniz’ dediler. Beraber oldular. Bir müddet sohbet ettik. Geçen seneden farklı olan taraf buydu. Geçen seneden farklı olan bir taraf daha vardı. Bir önceki sezon koridorlarda oyuncularımızı dövmüşlerdi. Bu kez alenen sahanın içinde dövdüler. Kafalarını yardılar, kulaklarını sağır ettiler. Ayrıca Aziz Yıldırım’ın hiçbir şekilde misafirperverlik göstermediğini hatırlatmak istiyorum” dedi.

“5 maç ceza lazım”

Adnan Polat, yaşananlar nedeniyle Fenerbahçe’nin mutlaka ceza alması gerektiğini belirterek, “Hakem camiası Fenerbahçe’den ciddi etkilenmiş durumda. Dilerim ki federasyonun ilgili kurulları, Tahkim Kurulu aynı şekilde etkilenmez. Yaşananları bütün dünya izledi. Baktığınız zaman, en az 5 maç ceza gelmesi lazım. Zaman içinde göreceğiz ve bunun takipçisi olacağız. Disiplin Kurulu’nun, Fenerbahçe’den ne kadar korktuğunu ya da korkmadığını göreceğiz. Bizim beklentimiz, Şükrü Saracoğlu Stadı’nın 5 maç kapatılması. Aynı olaylar bir Şampiyonlar Ligi maçında olsa, en az bu boyutta ceza alınır. Fenerbahçe taraftarı biliyor ki ciddi cezalar alacak, ama Futbol Federasyonu ceza verebilecek mi, göreceğiz” şeklinde konuştu.

Fenerbahçe taraftarlarının içinde düzgün insanların bulunduğunu ifade eden sarı-kırmızılı yönetici, 50-100 kadar serseri bulunduğunu ileri sürerek, “Televizyonda izlediğimde hayretler içinde kaldım. Bulunduğum yerden hiçbir şey görmemişim. Dün akşam olayları izledikten sonra büyük bir hayal kırıklığına uğradım. En azından, kavgasız gürültüsüz bir spor müsabakası yapılması istenmiyor. Fenerbahçe yönetimi herhalde kasıtlı olarak yapmıyor bunu. Her taraftar kitlesi içinde fanatik gruplar var. Maalesef bunlar futbolun canına okuyor. Bulunduğum noktadan bu olayları daha net görebilseydim, o dakikada açıklardım. 5 maç ceza verilmezse biz de gereken tepkiyi Futbol Federasyonu’na koyarız. En çok bağıran, en çok taciz eden kazanıyorsa, yöntemleri oysa biz de o yönteme döneriz. O yöntemlere dönmeyi de çok iyi bildiğimizi söyleyebilirim” dedi.

“Sahadan çekilebilirdik”

Polat, Fenerbahçe maçında yaşanan olaylar sonrası sahadan çekilme aşamasına geldiklerini kaydetti. “Eğer başı yarılan Erik Gerets yedek kulübesinden ayrılsaydı, ya da ses bombası atılan Mondragon yerden kalkamasaydı, o zaman takımı sahadan çekerdik” diyen Polat, şunları söyledi:

“Bayılması ya da ölmesini beklemek değil, ama Mondragon ‘Oynamıyorum’ diye sahayı terk etseydi, sahadan takımımızı çekmemiz doğal hakkımız olurdu diye düşünüyorum. Her şeyde sahadan çekme diye düşünürsek futbol o zaman zıvanadan çıkardı. Biz Galatasaray’ın menfaatlerinin ve haklarının takipçisi olacağız. Nihat Özdemir’i kendi taraftarlarının tezahüratları rahatsız etmemiş olabilir. Rahatsız etmemesini de doğal karşılıyorum. Sahanın içindeydi. Ne olup bittiğini daha iyi gördü. Yorumlarında, beyanatlarını taraflı verdiği ortada. Galatasaray taraftarı rövanşta Galatasaray taraftarı gibi hareket edecektir. Fenerbahçe’nin taraftarını ve yönetimini en uygun şekilde ağırlayacağız. Yapacağımız taşkınlıklarla değil, oynayacağımız futbolla cevap vereceğiz.
Öte yandan, Aziz Yıldırım’la tek kelime konuşmadık. Çorbayı, içine düşen bir sinek nasıl bozuyorsa, dünkü maçta olduğu gibi, sayılarının kaç olduğunu bilmediğim bir kitle oradaki bütün atmosferi bozdu. Hepimiz uğraşmalıyız. Federasyonun kurallarda taviz vermemesi gerekir. Fenerbahçe’ye verilecek ceza da bunun ilk örneği olmalı.”

Mecidiyeköy’deki kulüp binasında basın toplantısı düzenleyen Adnan Polat, Fenerbahçe’nin pozisyon dahi bulmadan 2 gol attığını ifade ederek, “Ümit’in atması gereken bir gol pozisyonu vardı. İkinci yarı daha iyi oynadık, son vuruşları yapamadık. Maçın kaderini hakem değiştirdi. Özellikle Lugano’ya ikinci sarı kartı vermesi gereken nokta, maç için kritik noktaydı. Fenerbahçe’nin 10 kişi kalmasıyla maç çok değişirdi. Taraftardan korktu, kuralları uygulayamadı” dedi.

Futbol gündemini işgal eden teşvik primi ve şike iddialarına da değinen Polat, iddiaların geçtiği 2000-2001 yılında futbolun içinde olmadığını kaydederek, şunları söyledi: “İtirafçının varlığından bile haberdar değildim. Hayatımda bu kişiyi ilk defa televizyonda gördüm. Herhangi bir şekilde iletişimim de olmadı. Buna rağmen Fenerbahçe’nin sayın başkanının, ‘Federasyonun ve Serhat Ulueren’in kankası’ diyerek ismimi, açık açık söylemeden spor basınına sızdırması üzücü. Böyle bir iddiası varsa çıkıp açıkça, mertçe, ‘Federasyon ve Adnan Polat bunu tezgahlamıştır’ desin. Bizans entrikası düzenlemelerini Fenerbahçe Yönetim Kurulu’na yakıştıramıyorum. İtirafçı denilen kişinin çok fazla güven vermediğini gördüm. Benim şahsi fikrim, ama telefonla konuştuğu kişilerin, bu kişiye çok sert bir tepki vermemesi dikkatimi çekti. Hiç alakası olmayan bir adamı arasanız, ‘Ya kardeşim sen neden bahsediyorsun’ der, bir tepki koyardı. Bu da herkesin kafasında büyük soru işareti bıraktı. Bu konu yargıya intikal etmiş durumda, daha fazla konuşmam doğru olmaz.”

Gerets konusu tartışılmadı

Adnan Polat, “Fenerbahçe derbisinin takımdaki kaderini belirleyeceği” yönünde Belçika basınına demeç veren teknik direktör Erik Gerets’in durumu için, “Yönetim kurulunda bu konuyu tartışmaya açmış değiliz” dedi.
Polat, “Kalsın mı, gitsin mi diye yönetim kurulunda teknik direktörü masaya yatırmadık. Masaya yatırılmamış, konuşulmamış bir konu üzerinde hiçbir şey söyleyemiyorum. Gerets’in sözleşmesi var ve sözleşmesi gereğince şu anda işini yapıyor. Her kişi ya da kurum, başarıda ya da başarısızlıkta değerlendirilir. Gerets’i bazıları başarılı, bazıları başarısız bulabilir. Yönetim kurulunun en doğal hakkı da bunu değerlendirmektir” diye konuştu.

İlk yarıda tüm takımların çok puan kaybettiğini, ikinci yarıda da puan kayıplarının olacağını belirten Polat, “Biz 7 puanın kapatılacağına inanıyoruz. Fenerbahçe büyük camia ve kulüp, ama çok iyi bir takımı olduğunu söyleyemem. Dünkü maça bakınca bunu görürsünüz. Ben, Galatasaray’ın hala şampiyonluğun en büyük favorisi olduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Kadroda gençleştirme sürecek

Galatasaray’da 4 yıl üst üste şampiyon olan ve UEFA Kupası’nı alan kadronun oluşmasının 4 yıl sürdüğünü vurgulayan Polat, “Galatasaray’ın yaşı ilerlemiş futbolcularının hizmetlerini unutup bir kenara atamayız. Dönüşüm süreç içinde olur, bir kalemde olmaz. Yavaş yavaş gençlerimiz çıkıyor. Gençleştirme politikamız devam edecek” dedi.
Polat, şöyle devam etti: “Mali imkanlarımız çerçevesinde, daha kaliteli yabancıları getireceğiz. Benim kişisel tercihim, önce esas takımımızı Türk futbolcularından oluşturmak. Daha önce de böyle yapmıştık. Bu takım üst düzeyde yerli futbolculara sahip olduğunda, istediğimiz hedeflere ulaşabiliriz. Gençlerimizden bazılarının Arda gibi öne çıkacağını göreceksiniz. Fenerbahçe derbisinde genç futbolcularla sahaya çıkamazdı. Kendinizi hocanın yerine koyun. Bu futbolculara zamanında ve yerinde görev vermezseniz, gençleri kaybedersiniz.”

Adnan Polat, tansiyon rahatsızlığı nedeniyle Fenerbahçe karşısında oynayamayan Song’la ilgili “Parası ödenmediği için oynamadı” iddialarının da gerçeği yansıtmadığını sözlerine ekle

Kaynak: AA

 

Yorumlar Kapalı


Bunun adına futbol değil, terör denir – Burhan Ayeri
Aralık 5, 2006, 2:33 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

5 Aralik 2006 – Aksam

Nasıl gönül koyduğumuz Beşiktaş’ı ve onun taraftarını gerektiğinde yerden yere vuruyorsak, şimdi yazacaklarımızı diğer ‘Adı Büyükler’in sempatizanları sabırla okumak zorundalar. Boşuna zahmet edip, mesaj yağdırmaya da kalkmasınlar. Çünkü kaleme alacaklarımız ‘Objektif Yorum’dur.

Öncelik Selçuk Dereli’nin. Ahmet Çakar’a bu konuda bir kez daha hak verdik. Bu zattan hakem filan olmaz. Ters kurguyla girersek, Alex’e bir ara acıdık. Yediği darbelere ‘Yeter artık’ diye bağırdık. Lugano’yu Mondragon’a yaptığı hareketten dolayı sahada tuttuysa ‘Sırf korkudandır’. Fenerbahçe’nin attığı ikinci golün başlangıcındaki faul düdüğü çalınmadıysa bunun suçunu Ayhan kendinde arasın. Her pozisyonda zırt pırt kendini yere atmaktan inandırıcılığı kalmadı. Sahanın en iyilerinden Önder’in pozisyonunda bir yabancı düdük iki kere penaltı çalardı. Hasan Kabze’nin formasından yakalama bir yana, açıkça kolla oynayıp, topun yönü değiştirtilmiştir. Dereli, gayet net gördüğü bu pozisyonda beyaz noktaya gidemedi çünkü ‘Korku dağları iyice sarmıştı’.

Gelelim, 50 veya 70 Fenerbahçe’liye. Rakip takım oyuncularına ve kenar yönetimine attıklarından dolayı üzüldüklerini hiç sanmıyoruz. Bu akıl hastaları, ‘Nasıl oturttum ama’ deyip, avuçlarını birbirlerine vurup, şaplatmışlardır. Daha sonra da, şişeli kutlama. Böylesine saldırıların İnönü veya A. Sami Yen’de yapıldığını düşünebiliyor musun? Kıyamet koparırlardı. Bu kafaların izlediği futbol, yaptıklarına da futbolseverlik diyen varsa beri gelsin.

Daha bir ay öncesine kadar fair-play adayımız olan Nihat Özdemir’in bizi en fazla yaralayan kişi olduğunu açıklamalıyız. Belli ki, ucuza kapattığı Marina ihalesi iptal edildiğinden beri sinirleri bozuk. Taraftarını tabii ki alkışlayacaksın. Devam edip ‘Ancak, içimizdeki küçük bir gruba da üzüntülerimi yolluyorum’ lafını, uyarıldıktan ve aradan uzunca süre geçtikten sonra söyleyebiliyorsan, değer kaybına uğramışsın demektir. Bu işin ikinci yarısı da var. Hem Beşiktaş’ın hem Galatasaray’ın evine gideceksiniz. Dileriz, o tarihlere kadar sinirler gevşer.

Tüm holiganlara ve onlara her türlü desteği veren yönetim kadrolarına tavsiyemiz, ekranların naklen yayın programındaki ilk İngiltere Ligi maçını -Bu TV-8 olacaktır- izlemeleri. Rakip ekibin teknik direktörü, yardımcı elemanları ve yedek futbolcuları karşı takımın seyircisiyle kucak kucağa. Zaman zaman aralarında pozisyon değerlendirmesi bile yapıyorlar. Fatih Terim’in yıllar önce, kızlarına küfür edilip, başına her türlü malzemenin atıldığı oyundan sonra söylediği lafları tekrar hatırlatmak istiyoruz:

‘Bana bundan böyle kimse dostluk, kardeşlikten söz etmesin. Hele Fenerbahçe-Galatasaray arasındaysa’.

Sanırız gelinen nokta bu. Yıllar yılı Trabzonsporluları ‘Canavar gibi göstermeye çalışanlar’ yarattıkları virüsü dört bir yana dağıttılar. Futbolumuz ‘Kırmızı alarm’ vermekte. Size tavsiyemiz, tüm kulüp yöneticilerinin listesini elinize alıp ‘Devletle iş yapanları’ işaretlemeniz. Bu ülkede nasıl belediye başkanlarına yasak getirildiyse, ötekileri de bu kapsamın içine bir an önce almanızda yarar var. Hatta, mecburiyet görmekteyiz. Gidiş, kötüye. Arjantin’de yaşananlar görülmüyor mu? Sahalar, sokaklar holiganların kontroluna geçti. Bu kafayla sıra bize gelecek…

Yorumlar Kapalı


Komik Başkan! – Melih Asik
Aralık 5, 2006, 2:13 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

5 Aralik 2006 – Milliyet

Galatasaray’ın bir penaltısının verilmediği… kritik sarı ve kırmızı kartların es geçildiği… Kaleci Mondragon’un su dolu pet şişe yağmuru altında görevini yapmaya çalıştığı… Korner atmaya giden Galatasaraylı futbolcuların yerli ve yabancı madde yağmuruna tutulduğu… Gerets’in alnından yaralandığı pazar günkü maçın hemen ertesinde Fenerbahçe Başkan Vekili Nihat Özdemir ekranda aynen şunları söylüyor:
“Taraftarımız takımımızı baştan sona destekledi. Canı gönülden teşekkür ediyoruz. Frankfurt maçında da aynı desteği bekliyoruz.”
Ya, maç sırasında yaşanan o çirkin olaylar? O konuda, kerhen olduğu açıkça anlaşılan sadece tek bir cümle Özdemir’in ağzından, “Yalnız taraftarımızın sahaya bir şey atmaması lazım.”
Aklınca lutfetmiş, böylece zevahiri kurtarmış oluyor.
Peki, hakem konusunda ne diyor? Eskiler bir yana… Daha iki hafta önceki Trabzonspor maçı öncesi, hakem Bülent Demirlek’e itirazlarından dolayı 20 gün hak mahrumiyeti cezası almış… Cezasını halen çekmekte olan Özdemir, yüzünde en küçük bir renk değişikliği olmadan şunu söylüyor:
“Biliyorsunuz, biz hakemler hakkında konuşmayı doğru bulmayız!”
Fenerbahçe’yi kutluyor ama soruyoruz… Bu tür yöneticilerle olaysız futbol mümkün mü? Bu arada Lig TV’nin maçta bazı sahneleri göstermeme konusundaki gayretini de kutlayalım!

Yorumlar Kapalı


Derbi ve komplo – Ercan Guven
Aralık 5, 2006, 2:11 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

5 Aralik 2006 – Milliyet

Selçuk Dereli kimin hakemi?.. Federasyon’un. Nedir bu Federasyon? “Fenerbahçe düşmanı” bir organizasyon!..
Ezberimiz bu değil mi?
Ezber varsa hayat kolay…
Ezber bozulduğunda afallamak ise çok doğal.
Yahu bu ne biçim düşmanlık? Fenerbahçe’nin hasmı Federasyon’un, bir numaralı adamı Dereli, Fenerbahçe’nin yolunu açtı resmen.
O hakemler ki, Fenerbahçe’nin “tespiti” ile direk Federasyon başkanından emir almaktaydı.
“Kişilik”, “kariyer” falan hak getire; “tetikçiydi” hepsi.
Emir Kuluydu.
“Federasyon’un başı” ise yönetime doldurduğu “Fenerbahçe düşmanları” ile her türlü hile ve üç kağıdı yapmaktaydı Fenerbahçe aleyhine.
Komploların içindeydi.
Mevcudiyetinin yegane temeli, Fenerbahçe’yi dibe çekmekti.
En azından Kadıköy’den böyle görünüyordu Federasyon.
Futbolu yöneten bu zihniyet, derbi’den iyi fırsat mı bulacaktı?
Ama o da ne!
“Ulusoy’un tetikçisi” kendi ayağına sıktı kurşunu.
Bir çuval inciri berbat etti.
Hata yapmış olmalı!
Fenerbahçe yönetim kurulu ile “empati” kurduğumda başka türlü düşünemiyorum açıkçası.
***
Aksi halde Selçuk Dereli’yi nereye koyacağız şimdi?
Şayet bu sezon Fenerbahçe şampiyon olacaksa sevgili hakemimiz en büyük, en sağlam çiviyi çaktı yüzüncü yıl abidesine.
Yan etkileri de hesaplanırsa; hani Galatasaray’ın sürüncemede kalan Gerets sorunları falan…
Selçuk Dereli heykeli dikilecek adam Kalamış’a.
Bilerek, bilmeyerek.
İsteyerek, istemeyerek.
Hata, mata.
Yaptı.
***
Aynı kart ve penaltı ters tarafa verilmemiş olsaydı?
Federasyon’un hakemi son dakikada Fenerbahçe’nin penaltısını çalmayıp da beraberliğe engel olsaydı?
Atılmayı hak eden bir Galatasaraylı’yı oyunda bıraksaydı?
Allah korusun!
Sayın Nihat Özdemir, 5 Aralık 2006 Salı itibarıyla hala canlı yayındaydı.
“Başkanımızın söylediği gibi bu Federasyon bir numaralı düşmanımız olup….”
“Şurup” gibi yönetti Dereli.
Şekip Mosturoğlu’na hakem forması giydirip sahaya sürselerdi, en azından bir tanesini Fenerbahçe’nin aleyhine verirdi bu kararların.
Sonuç olarak hukuk adamı yani.
Peki…
Oynanmamış maçın hakeminden şikayet edebilen yöneticiler, neden suskunlar?
Fenerbahçe yöneticilerinin hakeme, MHK’ye, Çulcu’ya, Ulusoy’a teşekkürlerini duymadım.
***
Yanlış anlaşılmasın.
Ben, “Selçuk Dereli kararlarına art niyet kattı” demiyorum asla.
Hiçbir hakemin böylesine tatlı su kurnazlıklarına gireceklerine inanmıyorum.
Girip de çaktırmayacaklarını ise asla tahmin etmiyorum.
Yapan varsa, eline yüzüne bulaşmıştır her zaman.
Hele Selçuk Dereli…
Hangi para, hangi hatır satın alabilir herhangi bir bakandan daha çok tanınan bu hakemin kariyerini?
Sadece Fenerbahçeli yöneticilerin mantığı ile fikir yürütmeye çalışıyorum.
Federasyon düşman.
Hakemler tetikçi.
O zaman!..
O zaman bu işin altında daha “derin” bir plan olmalı değil mi?
Hadi… Şimdi… Hep birlikte ortaya çıkaralım bu hain planları!
***
Bakmayın siz Lugano’nun ikinci sarı kartla atılmadığına.
Bakmayın, son dakikada Önder’e penaltı çalınmadığına.
Bunun adı “iyilik” değil.
Ya korktu Federasyon…
Ya da daha hain bir plan peşinde.
Korkmuş olabilir elbet.
Bir Allah’ın kulu bile “acaba doğruluk payı var mı bu şike itirafında” diyemeyecek durumda Türkiye’de.
Fenerbahçe düşmanı olmak demek, yüzde otuz “vatan haini”.
Yöneticiler ilan etmedi mi; “her kim ki, Telegol’deki ‘meczub’un söylediklerine bir an bile inanır, o adam düşmanımızdır”!
Olay o hale geldi ki, futbolun duayeni sayın Ali Şen “Federasyon başkanı, Kulüpler Birliği, başkanlar, medya, gelsinler Aziz Yıldırım’dan özür dilesinler, bir daha da yapmasınlar” demeye getirdi.
Bir tek “elini öpsünler de affetsin” demedi o kadar.
Aziz Bey Başbakan’a mektup da yazmış galiba. Sayın Genel Kurmay Başkanı da taraftarlar arasında…
Medya mı?..
O Türkiye’nin aynası.
Ne yapsın, gördüğünü yansıtıyor işte.
Federasyon nasıl korkmasın ki?
***
Daha “derin” ihtimaller de var!
Mesela; “komplo bitmedi”.
Selçuk Dereli’nin derbi kıyağı sadece bir adım.
Evet… Var…
Çünkü beyinlerde sınır yok.
“Fenerbahçe düşmanı Federasyon, bir yandan başkan Yıldırım’ın altını oyarken, diğer taraftan olası bir Fenerbahçe şampiyonluğu için önlemini alıyor ve Fenerbahçe’nin başarısını hakem yanlışlarına bağlayıp şaibe yaratmak için böyle operasyonlara giriyor”.
İnsan zihni yüz milyar galaksinin her birindeki yüz milyar güneş ve onların gezegenlerine bile kafa tasının içinde yer bulabildiğine göre, bu ne ki?
***
Daha önce de yazdığım gibi, benim geliştirdiğim şu komplo teorisi hala geçerliliğini koruyor bir yandan.
“En büyük Fenerbahçeli Tahir Kıran”.
Diyelim ki, tüm şike komplosunun senaristi o…
“Diyelim ki” diyoruz ama “dendi” bile.
Fenerbahçe Başkanı’nın basın toplantısı “Tahir Kıran ana fikirli”ydi.
Peki… Bu “meşum” senaryo sahneye konulduğunda kim kazançlı çıktı?
Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım.
Ben Prof. Dr. Mahir Kaynak’tan öğrendim komplolara tersten bakmayı.
Sondan geriye… Soru “kim kazançlı”!
Kar hanesi kalabalık:
Bugün derbi, yarın şampiyonluk, bu arada müthiş bir camia dayanışması.
Kim kazançlı?

Yorumlar Kapalı