Galatasaray Dosyası


Galatasaray Taraftari – (Ek$i Sozluk)
Aralık 5, 2006, 5:58 pm
Kategori: Forumlardan

116. hic bir seyden sikayet etmeye hakki olmayan kitleyizdir.. son 5 senede caresizligi ogrenmis, takimi terk etmis, tribunu maasli adamlara birakmis, takimin bu gunlere* gelmesini saglamisizdir..

galatasaray taraftaridir ki takima hem sampiyonluk, hem sampiyonlar ligi ceyrek finali gosteren hocanin arkasinda durmamistir.. tribunler suskun kalmistir..

yerine gelen hoca takim icindeki gruplasma tarafindan satilirken, maclarini dagda oynamak zorunda birakilirken gene tribunler suskundur..

o adam da postalanmistir, taraftar neden diye sormamistir..

eski sevgili bulunup getirilir bir yerlerden, amac taraftarin agzina bal surmektir.. ama taraftar zaten umarsizdir.. eski sevgiliyi aslanlarin onune atip parcalarlar.. tribunlerde gene ses yoktur..

hic tanimadik bir adam gelir oturur.. bir sekilde bisiyler yapar.. taraftar saklandigi yerden cikar sevinir.. bu taraftar iyi gun dostu mudur diye dusundurur beni..

tromso faciasini unutur.. kucuk hedefler pesinde kosar.. kicini yirtarcasina sevinir..

10 senedir “uslu durursaniz size stad yapcaz” masalini yer bu taraftar..

5 senedir “uslu durursaniz size super transfer yapicaz” masalini da yer.. misil misil uyur..

5 senedir yoneticilik adina her turlu rezillige imza atar 100 yillik kulup.. taraftar en fazla homurdanir..

yonetim ve baskan eski sinif arkadaslari tarafindan secilir.. demokrasi kulubun kapisindan iceri giremez.. taraftar “bu kulubun sahibi biziz!” demez..

futbolcular 5 grup, teknik heyet 2 grup, yonetim 3 gruptur.. herkes kendi cikari icin galatasaray adini somurur.. taraftar “napiyonuz lan!” demez..

yedek kalan hocaya, hoca formsuz futbolcuya, formsuz futbolcu hakeme saldirir.. taraftar “isinize bakin!” demez..

ne yapar peki bu taraftar.. sadece kuru gurultu..

galatasaray taraftarinin onunde 2 secenek vardir bence :susmak ya da bagirmak..

ya tribunleri terkedecekler.. bir sonraki maca 0 (yaziyla sifir) seyirciye oynayacak bu takim.. yonetimi, futbolcusu, teknik heyeti tribune bakacak titreyip kendine gelecek.. gelmezse obur hafta yine 0 seyirciye oynayacak.. defolup gidecekler bir sure sonra.. taraftar umurlarinda oldugundan degil.. taraftar olmayinca somurecek deniz de olmayacagindan..

ya da tribunleri doldurup, ortaligi inletecekler.. “siktirin gidin artik!” diye inleyecek stad.. yonetici giremeyecek oraya, futbolcunun bacaklari titreyecek..

ne yapilacaksa bunu taraftar yapacak.. baskasindan beklemeyecek..

bigboned, 23 Kasim 2006

eksisozluk.com



Seyirci Ve Orta Saha
Aralık 5, 2006, 3:04 am
Kategori: Forumlardan

4 Aralik 2006
Alpaslan Dikmen – UltrAslan.org

Fenerbahçe Galatasaray maçı bitti, F.Bahçe yöneticisi Sayın Nihat Özdemir beyanat veriyor..
Daha ilk cümleleri “F.Bahçe taraftarı bugün örnek bir seyirci görüntüsü verdi, hepsine teşekkür ediyorum. Önümüzde bir UEFA maçı var, taraftarımızın bizi yine bu maçta olduğu gibi cani gönülden desteklemesini bekliyoruz.”

Bir suçlunun kabahatini örtme çabaları gibi bir beyanat yani… Ya da Sayın Özdemir başka bir maçtaydı!

”Nihat Bey, F.Bahçe seyircisi o gün baştan sona sınıfa kalmıştır.”

Önce G.Saray’ın 3-1 kazandığı PAF maçında 16-17 yaşındaki G.Saray topçularına saldırılması var…

Basketbol maçında “Yine i.neleşti G.Saray” diye yapılan güzide bir tezahürat var… Diğer küfürleri yazmıyorum.

Hadi bunları görmediniz duymadınız, peki Kadıköy’de 40 bin kişinin koro halinde (toplamda en az bir saat) “Bilmem kimler ulrAslan’ın a..na koyar” ve “Cim Bom anneni bilmem n’apiym” diye bağırdıkları da mı duyulmadı?.. Hoş Sayın Polat da duymamış olacak ki, maçtan sonra “F.Bahçe seyircisi centilmendi, bazı olayları 50 tane serseri yapmıştır, tümüne mal edemeyiz” dedi…

Herhalde 40 bin kişinin hep bir ağızdan ettiği küfürleri bir tek ben duydum!

Gerets’in kafasının yarılmasını, Mondragon’a maç öncesi atılan onlarca pet şişeyi (üç-dört tanesi kafasında patladı), yine Mondragon’a ikinci yarı başında atılan yanıcı ve patlayıcı maddeleri (birisi kafasına geldi) saymıyoruz… Zira bunlar klasik Saraçoğlu hezeyanları!

Ayrıca 40 bin kişinin stattaki 2.250 aslan parçasını adam gibi tezahüratlarla susturamadıklarını da dünya gördü…

Bu muydu muhteşem taraftarınız?

Tamam tamam… Gerçekler acıdır ama üzmeyin kendinizi… Muhteşemdiler!.. Ömür boyu böyle desteklesinler takımınızı!.. Billahi sırtınız yere gelmez!..

***

Maç öncesi arkadaşlarıma “Ayhan ve Ergün iyi oynarlarsa bu maçı rahat alırız” dedim… Ama ocağımıza incir diken maalesef Ayhan ve Ergün oldular… Sabri gibi yetenekleri sınırlı (daha doğrusu yeteneklerini geliştiremeyen) bir delikanlı, aslan pençelerini çıkartıp Cim Bom’u şahlandırırken bu iki arkadaşımızın hata üzerine hatada birbiriyle yarışması Galatasaray’ı çökertmiştir.

İnamoto ve Cihan zaten evlere şenlik… İkisini de çok seviyor G.Saraylılar ama olmuyor, olmuyor, olmuyor… Song’un oynamaması da büyük handikaptı.

Ben her zaman orta sahanın gücüne inanırım… Orta saha iyi ise forvet de defans da mükemmel oynarlar… Okan, Emre, Suat ve Hagi’yi hatırlatırım… Ama maalesef artık yoklar… Okan var ama o da neredeyse oynadığı her maçta sarı kart görmekten başka bir şey yap-a-mıyor.

Bu takıma takviye şart… Orta sahaya bir hamal ve bir oyun kurucu… Bu iş Ayhan’la, İnamoto’yla, İliç’le olacak gibi değil… İki takviyeyle bu ligi tozunu atardı G.Saray… Dün F.Bahçeyi darmadağın edebilir, ŞL’de bir üst tura rahat çıkabilirdi… İşte taraftarın kahrolduğu bu!



Katil Katildir, Sikeci ise Sikeci!
Aralık 1, 2006, 9:09 pm
Kategori: Forumlardan

Taslar yavas yavas yerinden oynarken ortaligi bir alacakaranlik aydinligi basar ya, yasanan gelismelerle sanirim adim adim o aydinliga yaklasiyoruz.

Aziz (Dere)Bey, sozde basin aciklamasinda sagina finans kapitali temsilen Ali Koc’u, soluna kendi avukati, Turk futbolunun kara kutusu, Bicakci baskanligindaki TFF’nda kendi gozu, kulagi, kostebegi olan Sekip Mosturoglu’nu almis, sike-rusvet suclamalarini kendince yanitladigini saniyor. Elle tutulur tek bir somut delil ortaya koymamakla kalmayip, Ulusoy yonetimini kendisine komplo kurmakla sucluyor, bunu yaparken de halihazirdaki TFF’ndaki kostebeginin marifetlerini siraliyordu. Aslinda bu aciklamalarla GS’in gecen yil ki surpriz (!) sampiyonlugu sonrasinda, FB Derebeyligini neden biraktiginin yanitlarini da bulmus olduk. O gunlerde bu eylem -1999 Aralik ayinda Pendikspor faciasi sonrasi baslayan, 2002 Eylulu’nde ikinci kez yinelenen, GS’in sampiyonlugu ile ucuncu kez yinelenen- gundem degistirme cabasi olarak yorumlandiysa da, meger ilk kez FB tarihinde son duzlukte onde girilen bir yarisi manipulasyon yoluyla kendi lehlerine bitirememenin yarattigi ruhsal bir travma soz konusuymus. Daha da onemlisi, Denizli’de cantali, bavullu dolasan “Baskanin adamlarina” ragmen sampiyonlugu orada birakmanin anlaminin bir yerde yeniden secilen Federasyonun onumuzdeki yil temizlik icin dugmeye basacagi, 100. yilinda bu derebeyligin komur karasi defterlerinin kamuoyuna sunulacagi bilgisine icerden ulasilmis.

Derebeylik diyorum, cunku bu tarzda kulup yonetimini baska bir kavramla aciklamak mumkun degil. Bu sistem yoneten ve yonetilenler arasindaki kayitsiz kosulsuz itaate dayanir. FB kulubunde futbolcu, malzemeci, teknik adam yok, koleler vardir. Koruyan ve korunanlar bu ikili sistemin temel taslaridir. Korunanlarin ortaya koydugu her tur degeri koruyan iceder. Derebeylik sisteminde burjuvaziye yer yoktur, dogmamistir bile. Ali Koc’un ayni masada olmasini yadirgamiyorum, cunku bizde burjuva sinifi yok, sadece zenginler zumresi var. Engin Ardic’tan alinti yapacagim, “o zumrenin icinde dogru duzgun kisilerin yanisira okuz sayisi da cok fazladir.” Burokrasi tarafindan saksida buyutulerek yaratilan (yerlilerin kulturunden olmayan) burjuvazinin son halkalarindan birinin o gun derebeyi ile ayni masada olusunun ne anlama geldiginin farkinda oldugunu bile sanmiyorum.

Dun gece, ayni derebeyligin ikinci en renkli simasi sahne aliyor, kendisine etik dersi verecek en son kisinin genc Koc oldugunu soyleyen Serhat Ulueren’e, genc Koc’un marifetlerini saya saya bitiremiyordu. Oysa sormak gerek, kimdir Ali Koc? Aydin mi, munevver mi, dusunur mu? Aklini ve yuregini ozgur dusunmenin isigina acims, bagimsiz dusunmenin aydinligina mi sahip olmus? Diyelim ki iyi egitim almis, peki iyi ogrenmis mi, okudugunu ogrendigini derinlestirmis, icsellestirmis, kendi dogrularini ararken baskalarinin da dogrularinin olabilecegini farketmis, dunyayi, hayati ve insanligi tum renkliligi ve cesitliligi ile anlamaya calimis, bununla da yetinmeyip insanligin sorunlarini dert edinmis, cozumler uretmis bir insan mi? Baba sermayesiyle ABD’de okumanin disinda bir uretimi olmus mu su ana degin? Keske Ulueren cikisini devam ettirip, soyleminin arkasinda dursaydi da bu hokkabazlar boyle piskin tavirlar sergileyemeselerdi.

Ayni renkli sahsiyet, Kulupler Birligi baskani sifatiyla GS Baskani Canaydin’i, TFF’nu Baskani Ulusuoy’u FB-GS derbisine Aziz (Dere)Bey’in satosuna davet etme saklabanligini da gosterebiliyordu. Gerekcesi de bu savasta, Turk Futbolunun kapital olarak degerini kaybedecek olusu, bu sektorden ekmek yiyenlerin sonu olacagi endisesiymis. Ali Sen, kendisini Harvey Keitel’in Winston Wolfe tiplemesindeki “sorun cozucusu, temizlikcisi” saniyor anlasilan.

Tum bunlar, “biz ve onlar” dikotomisinin, yarilmasinin kacinilmaz sonucu olarak, onlar karsisinda yasanan gecikmislik duygusundan kaynaklaniyor. Modernist dusuncenin geri kalmislik kavramindan cok daha derin bir kavramdir gecikmislik duygusu. Daha cok bir duygu, bir bakis, bir ruh halidir gecikmislik. Gerikalmisligi asabilmek mumkundur ama gecikmisligi asmak cok zordur, tipki zamani geriye almanin mumkun olmayisi gibi.

Gecikmislik duygusu sozu gecen camiada kendisini icten ice bir eziklik, bir magduriyet psikolojisi, bir sitem etme, hayiflanma olarak ele verir. Gecikmislik travmasi her zaman kolektif bir kurtarici arayisi ile bastirilmaya calisilir. Ali Sen’lerin, Aziz Yildirim’larin bu camiadan cikisi rastlantisal degildir. Gecikmisligi her turlu duzenbazlikla, sahtekarlikla, cambazlikla, hokkabazlikla asabileceklerini sanirlar. Ama bu kez istedikleri olmayacak, olmamali!

Bugun seslerimizi yukseltmenin tam zamanidir! Sesimizi yukseltmeliyiz! Bu emek hirsizlari yapip ettiklerinin yine yanlarina kalacagini hesapliyorlar ama kalmamali! Turk futbolunun intiharina surukleniyoruz. Futbolu futbol yapan, onu sevimli kilan kosullar, degerler, nitelikler bu derebeyler tarafindan talan ediliyor. Tum kirlileri camia ayirdetmeksizin desifre etmeliyiz. Federasyonu degil is yaptigi devletlulari goreve cagiran bu hokkabazlara karsi Federasyonun arkasinda sapasaglam durmaliyiz. Serhat Ulueren gibi cesur yorumcularin yaninda yer almaliyiz. Basta Ozkok ve finans kapitalin emrindeki Bab-i Ali medyasina karsi Ahmet Arif’in dizeleriyle direnmeliyiz:

“Dort yanim pust zulasi, vurun ulan vurun, ben kolay olmem!”

2001 yilinda Avustralya’da alkollu suruculer tarafindan yolacilan olumleri onlemek amaciyla bir kampanya duzenlendi. Saatchi & Saatchi’nin kampanyasinda amac hukum giymis bir katille alkollu araba kullanan bir surucu arasinda fark olmadigini gostermekti. Reklam filmini izleyenler hatirlar, azili katil Mark Brandon (Chopper Read) soyle diyordu:

“Hapisteyken, yuzumden yaralandim, kulaklarim kesildi, burama bir kasap bicagi saplandi, buraya ise bir buz kiracagi. Icki icip araba kullanirsaniz, hele bir de birisine carparsaniz, Tanriya dua edin de yolunuz cezaevine dusmesin!”

Reklam filmi “Katil, Katildir! vurucu sloganiyla bitiyordu. Mark Brandon’a bu reklamdan oturu tek bir kurus odenmedi, cunku o bir katildi, ama insani bir amaca hizmet etmisti. Bu reklamdan sonra o ulkedeki alkollu araba kullanimi sonucu kazalar ve olumler anlamli bicimde azalmisti. Kaybedilmeyen her hayatin katil bile olsa Mark Brandon’a borcu vardir.

Bizde ise sike yaptigini soyleyen bir suclu var, sikeyi kiminle, hangi kulubun baskaniyla, hangi kosullarda, nasil yaptigini soyleyen bir sikeci, ustelik “eksigim olabilir ama fazlam yok!” diyor. Bize ise bu feryada kulak vermek dusuyor. Oyle ki onun bu itiraflari futbol dunyamizdaki kirliligin, curumuslugun sonu olsun.

Evet, bizim gercekleri ortaya cikaracak kurgulara nasil da ihtiyacimiz var:

“Katil katildir, Sikeci ise Sikeci!”

Samet Kose, Alisamiyen.net, 1 Aralik 2006

Yorumlar Kapalı


32. Günde Şike Tartışması
Aralık 1, 2006, 5:37 am
Kategori: Forumlardan

Kanal D yi açıyorsunuz 32. Gün … İzlenesi bir programdır benim için herzaman. Bu hafta konu Telegol programı içeriği vs … Sitedeki lansmana bakıyorsunuz

Alıntı:
“32. Gün”

Asrın skandalı mı, komplosu mu?
Serhat Ulueren 32. Gün stüdyosunda!

Türk futbolunu derinden sarsan şike iddialarını spor kamuoyunun önde gelen isimleri 32. Gün’de tartışıyor. Cihan Oskay doğruyu mu söylüyor?

Telegol yapımcısı Serhat Ulueren programında ortaya atılan iddiaların perde arkasını anlatıyor. Fenerbahçe yönetiminin suçlamalarına 32. Gün de cevap veriyor.. Osman Tanburacı ve Ali Şen’in de katılacağı programa futbol dünyasının önde gelen isimleri telefonla bağlanacak.

Türkiye’de nasıl şampiyon olunuyor nasıl küme düşüyor?
Temiz futbol hayal mi?

Türk futbolundaki Susurluk iddiaları Türkiye’nin haber klasiği 32. Gün’de …

Bismillah açtık izliyoruz. Serhat Ulueren e bir kaç soru geliyor. Kendisi kasetlerin hazırlanmasında kendisinin katkısı olmadığını adamın para istemediğini vs söylüuyor. Ali Koç un telefonları bağlatmadı lafına bekleyenleri sıra ile aldık diyor. Sonra Ali Koç un çok sert açıklama yaptığını belirtiyorr. O anda Bodrumdan Ali Baba giriyor lafa …

- Ali Koç Amerika da eğitim görmüş 2-3 lisan bilen biri her konuda süüper ötesi bilgileri var. seni tenkit etmiş sevinmen lazım va tarzı laflar … konu yavaştan saptırılmaya başlıyor.

Osman Tamburacı : “ya ne iş şike iddası var burada Serhat’ın gazeteciliği sorgulanmaya başlıyor nerede basın neden sahip çıkılmıyor” gibisinden bir laf ettiğinde telefonla bağlanan Mehmet Demirkol destek veriyor.

Mehmet Demirkol konuların saptırıldığından bahsediyor. Derken olay sporun bütçesi ve bu ortamda dönen paraya şike iddalarının bu parayı azalttığına geliyor. Burda Ali Şen hiç çıkmadığı araya tekrardan giriyor ve dahiyane bir fikir öne sürüyor …

Konu başlığı Türk futbolunu kurtarmak … Baş rol oyuncusu Aziz Yıldırım. Ali Şen Özhan Canaydın ile konuşuyor ve Özhan Canaydın bu iddalara inanmadığını belirtiyor. Ali Şen Haluk Ulusoy ile görüştüğünü ve onunda bu iddalara inanmadığını belirtiyor. Ozaman çıkar yol nedir. Özhan Canaydın kocaa klüpler birliği başkanı Fenerbahçe nin kalee almadığı klüpler birliğini toplayım bütün yöneticiler Aziz Yıldırım a gidecek ve elini öpecek . Haluk Ulusoy da futbol federasyonu olarak gidecek ve bağlılık yemini edecek. Bu arada Ali Şen diyorki “bana karşı inanmadık diyorlar eğerki inanıyorlarsa söylesinler bilelim” diyor. düşünün klüpler birliğini tanımayan ve söylemediğini bırakmayan, Haluk Ulusoy ve federasyon hakkında söylediğini bırakmayan Aziz Yıldırım ama yuttkunup el etek öpmeye gitmesi beklenen taraflar gene bunlar … Vallahi şu olayın izahı yok eğer Canaydın bunu yapsın bildiğim bütün küfürlerle en ağır şekilde heryerde yazmaz isem FB li olayım.

Devletin spora müsahele yetkisi var diyor. yrn başbakan çıksa gelin buraya dese gitmicekmi bu üçlü diyor ? Allah diyosun ya ne alaka devlet ? Devlet hükümet daha AB sorununu çözemediki bunamı kaldı.

Bu kurtarma operasyonunun zamanı belli … FB-GS maçı ne hikmetse … ama eklemeden geçemiyor Allah korusun diyor olaki ilk yarı GS 1-0 önde ikinci yarı bi gol daha 2-0 olsa birde kırmızı yesek tribünler Haluk Ulusoy istifa diye yıkılır diyor. Kan çıkar diyor ama ben şimdi emniyet vali göreve derim buradan ve 6 ay hapis yatarım. Bunlar alenen tehditler savunurlar ama birşey olmaz çünkü adalet hiçbir zaman haklının yanında değil güçlünün yanındadır …

Başlık şike iddaları ancak içerik Türk futbolunu kurtarmak Aziz Yıldırım a destek vermek. Yani haklının değil güçlünün yanında olmak …

Soruyorlar şike varmı ? Herkes var diyor. Levent Bıçakçı, Mehmet Demirkol, serhat ulueren osman tamburacı vs … Ali Şen yok diyor. Sonra hatır şikesi vardır diyor sonra zaten hayat şike değilmi diyor. Evden çıkarken hanıma işe gideceğim dersin bara gidersin buda şike diyor … Ne alaka prd varmı anlayan …

Kıssadan hisse Baron Aziz Yıldırım … Futbol Vadisi ne hoşgeldiniz …

Mehmet Eskici, Alisamiyen.net

Yorumlar Kapalı


Türk Futbolunda Şike – Fenerbahçe’nin 2000-01 Sezonu Marifetleri
Kasım 28, 2006, 1:26 am
Kategori: Forumlardan

tarih: 15 kasım 2004… yer: milli takım’ın kamp yaptığı polat renaissance oteli’nin lobisi… milli takım, 2 gün sonra servet’in shevchenko kabusu yaşadığı ukrayna maçına çıkacak.

vatan spor servisi müdürü ibrahim seten kampı ziyaret ediyor. seten, ersun yanal, zaman zaman menajer can çobanoğlu ve mentör turgay biçer’in de katıldığı sohbet saat 22.00 sularında başlıyor, bittiğinde saatler 2.00′yi gösteriyor. o sıralarda beşiktaş-istanbulspor maçında teşvik primi gönderildiği söylentileri var. seten bu konudaki bilgileri yanal’a anlatıyor. yanal, “bak birader” deyip söze giriyor. “benim başımdan öyle bir şey geçti ki, senin anlattıkların solda sıfır. türkiye’de bu iş bitmiş. sana bunları anlatırım ama bana söz ver, eğer bir gün türkiye’de bu işlerin temizlenmesiyle ilgili bir kamuoyu oluşursa bunu kullan. yoksa bizi kimseye kurban etme.”

ve bizzat yaşadığı teşvik skandalını başlıyor anlatmaya:

“2000-2001 sezonu… f.bahçe ile g.saray kıran kırana bir şampiyonluk yarışı içinde. g.saray, üst üste 5. şampiyonluğa koşuyor. f.bahçe ise mustafa denizli ile onlara yetişmeye çalışıyor… g.saray puan kaybetmezse de f.bahçe’nin şansı hiç yok… son haftalara girildikçe, bizim gibi (teknik direktörü olduğu agücü’nü kastediyor) takımlarla iki kulübün oynadığı maçlar önem kazandı…

13 mayıs’ta, yani ligin bitmesine 3 maç kala g.saray ile ali sami yen’de karşılaşacağız. hafta boyunca bana f.bahçe kulübü’nden bizim futbolculara teşvik primi gönderileceği yolunda duyumlar ulaştı… takımı toplayıp sert bir konuşma yaptım:

‘teşvik primi alanı bu takımda yaşatmam. helal olmayan bir parayı almak, insanın ailesini satmasıyla eş anlam taşır. g.saray’ı yenmek için f.bahçeliler’in sizinle bağlantı kurmaya çalıştığı dedikodusu ayyuka çıktı. sakın bu yollara girmeyin, primi alanı affetmem. hepiniz ayağınızı denk alın.’

johnson-kennedy bağlantısı

tabii bu konuşma oldu ama ben hepsini sonradan öğreniyorum, 2 takım futbolcuları kendi aralarında işi pişirmişler. mesela o sırada f.bahçe’de oynayan johnson, a.gücü’nün yabancılarından kennedy ve augustine’le konuşmuş, onlar para konusunda anlaşmışlar. bu ikisi takımdaki diğer yabancılar kaleci da silva ve stoper rogerio’yu da ayarlamışlar. yani zaten 4 oyuncu teşvik primine kendiliğinden ‘okey’ vermiş. cafer’le ayrı bağlantı kurulmuş, hakan keleş’le ayrı… takım, kendi kendine f.bahçeliler’den teşvik alma konusunda uzlaşma sağlamış.

ben maçtan önce soyunma odasında yaptığım konuşmada herkesi son defa uyardım. neyse sahaya çıktık, olağanüstü oynadık. hakem bülent uzun da bize yardımcı oldu, diyebilirim. (işte burası çok önemli) 10. dakikada faruk ilk golü attı, 1-0 öne geçtik. g.saray ilk yarıda okan buruk kırmızı kartla atılınca 10 kişi kaldı ve paniğe kapıldı. rogerio, 61. dakikada durumu 2-0 yaptı. hasan 63′te skoru 2-1′e getirdi ama yetmedi, biz maçı kazandık, f.bahçe erzurum’u 2-1 yenip büyük avantaj sağladı.

ne güvenilir taksiymiş ama

esas bomba maçtan sonra patladı. malzemecimiz ‘hocam, bir taksi şoförü bunu size vermemi söyledi f.bahçeti yönetici.. (ismi bizde saklı) yollamış’ diyerek soyunma odasına bir çanta getirdi. çantayı açınca beynimden vurulmuşa döndüm. f.bahçeli yöneticilerden birinin bize yolladığı çantanın içinden dolarlar fışkırıyordu. soyunma odasında birden hareketlenme oldu, nerdeyse bıraksam herkes çantanın üstüne atlayıp paraları orada paylaşacak. hepsine çok ağır hakaretler ederek çantayı kapattırdım.

malzemeciye emanet ettim ve ‘hayatımda böyle işlerin içinde olmadım. sizin sayenizde geldiğimiz noktaya bakın. bizim şerefimizin satılık olmaması gerekirdi. ama madem bu para geldi, en azından bunun dağıtımının nasıl olacağını ben belirleyeceğim. herkes duşunu alsın ve benden haber beklesin’ deyip kapıyı vurup çıktım.

neyse, ankara’ya döndük. çantadaki para sayıldı, içinde 300 bin amerikan doları vardı. 3 gün sabahlara kadar uyumadan ne yapacağımı düşündüm. aklımdan parayı alıp federasyona gitmek ve herşeyi anlatmak da geçti. ama cesaret edemedim.

al parayı, at imzayı!

sonra 300 bin doları nasıl dağıtacağımın yöntemini buldum. beyaz bir dosya kağıdı aldım. madem böyle bir şerefsizliğin içindeydik, gelen paradan gariban çaycının bile faydalanmasını sağlayacak bir metot geliştirdim. sayfanın başına ‘teşvik primi alanlar’ diye yazdım ve her futbolcunun adını alt alta sıraladım. ben ve antrenörlerim bu paraya hiç dokunmadık ama malzemeciye, masöre, çaycıya, tesislerdeki bekçiye varıncaya kadar herkesi bu işten nasiplendirmeliydim. futbolcuları teker teker evime çağırdım ve paylarını dağıttım. adam başı 15 bin dolar civarında bir para düşüyordu. parasını her alan, kendi adının yanındaki boşluğa imzasını attı. mesela cafer ‘ben o şerejsizin evine gidip para almam. hakkımı yollasın’ demiş, onunkini de takım arkadaşlarından biri götürdü. ama yine ona da imzayı attırdım. bu parayı son dolarına kadar dağıttım, sonra da beyaz dosya kağıdını evimde sakladım.
bu ‘beyaz dosya kağıdına imza attırma işi’ni niye yaptım biliyor musun? teşvik primine madem benim dahlim olmadan karıştılar, ben de onları yakacak bir belgeyi elimde sigorta olarak tuttum.

Vatan Gazetesi’nde yayınlanan bu yazı, Ultraslan.org forumundan alıntılanmıştır.

Yorumlar Kapalı


Canaydın Yönetimi İstifa diyen Galatasaraylılar (2005, 1. Bölüm)
Aralık 31, 2005, 6:19 am
Kategori: Canaydın Yönetimi, Forumlardan

Son 3 senedir sayın başkanımız Özhan Canaydının maalesef müşteri diye adlandırdığı bizler hüsran ve üzüntü içerisindeyiz. Sayın Canaydın yönetime ilk geldiğinde; futbol takımına 3 yıldız transfer edileceğini, 10 yıl içerisinde 7 lig şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanılacağını, stad yapılacağını vs.vs. vaat etmişti.

Ancak bugün itibarı ile geldiğimiz nokta çokta iç açıcı bir nokta değil. Özellikle amatör branşların lokomotifi olarak adlandırılacak basketbolde yaşanan müteaddit hüsranlar, 10 yılda vaadedilen şampiyonluklar yerine şampiyonlar ligine dahi katılamamalar bu senenin gerçekleri olarak gün yüzüne çıkıyor adeta…

Müşteri memnuniyeti adına fatih terimden vazgeçip hagi ile göz boyamalar ve ondan da sıkılıp muhtemelen fiyasko ile sonuçlanacak önümüzdeki yıla ait fransız bir teknik direktör denemesi (tigana?…) muhtemelen sayın Canaydın ve yönetiminin istifa yöntemini seçmeyip pişkinlik ile görevlerinde kalacaklarını gösteriyor bizlere…

Hiç kimse kusura kalmasın ama; sayın Canaydın göreve geldiği gün bizleri yani Galatasaray Lisesi mezunu olmayıp sonradan Galatasaraya gönül verenleri müşteri olarak addedip, kendi mezun olduğu okuldaki arkadaşları, abileri ve kardeşlerini cemaatinden saydığı gün gözümdeki/(belki gözümüzdeki) kıymetini yitirdi…

fenerbahçeye 6-0 yenildiğimiz maçta yapılan haysiyetsizlikleri görmeyip centilmenlik safsatası adı altında alkışlamayı seçtiği gün de belki pek çoğumuz uyandı. aziz yıldırım da denilen fenerbahçenin başkanının güvenlik ile ilgili toplantısına katılmayıp kendi yerine II nci başkanını gönderdiği gün toplantıya katılması ise zaten zat-ı şahanesinesine olmayan saygımızı da yitirdik belkide…

ancak bugün itibarı ile, müşterisine ya da camiasına verdiği hiç bir sözü tutmayan – tutamayan, kulübün kurulduğu 100 ncü yılda en büyük rakibine boyun eğerek şampiyonluğu kaptıran organizasyonun başında olan sayın canaydın ve yönetimi istifa etmeyi hiç düşünmüyor mu?

Galatasarayın armasını dahi kullanabilmekten aciz olan bu yönetim başarızlık olarak neyi hedefliyor? Bu yönetim organizasyonun başarısız sayılması için ne gerekiyor? Sayın Canaydın ve yönetimi Galatasarayın neresini, nasıl yönetiyorlar ki başarısızlık çanları bu zat-ı muhteremler için asla ve kat’a çalmıyorlar!… Bu insanların başarısızlık eşikleri nedir?

Anlaşıldığı üzere bizim sevdiğimiz Galatasarayın, Galatasaray değerleri üzerine pek bir tasarrufu yok!… Ne Ali Sami Yen Stadı üzerinde, ne Florya üzerinde, ne Riva üzerinde, ne de Hasnun Galip üzerinde… Daha da korkuncu, bizim sevdiğimiz Galatasarayın kendi amblemi üzerinde dahi tasarrufu yok!…

Biz üzüldüğümüzle kalırız… Onların umurunda oldukları dahi şüpheli….

Ört ki ölem!….

Yücel Başaran, Alisamiyen.net, 22 Mayıs 2005

——————————————————–

Lisedenim ve lisede gecirdigim guzelim yillarin yeri ayri ama su an klup cok kötu halde ve acil kabuk degisimi sart, uyelik öncelikleri artik degismeli. Bu is o gelsin bu gitsinle de cözulecek gibi degil. Klubun mevcut spor kanunlari cercevesinde kabuk degistirmesi sart. Bu yönetim iyi niyetli ama becerikli olduklarini söyleyebilecek kimse yok. Sirf store’lara gidin ve acinacak hali görun. Koskoca miyonlarca taraftari olan klubumuz incik boncuk satiyor store’larda. Bu forumda klubu cok seven o kadar insan var hicbirinin klupte maalesef söz hakki yok. Bu nasil istir? Bu isler artik Özhan abi, Mehmet abi, Ahmet abi gibi beylik yaklasimlarla yurumuyor. Meyhaneye girdin mi sarabi iceceksin derler, bugunku mali durum degistirilmezse klubumuz uluslararasi arenaya cikacagina yemen cöllerinde boy gösterir.

Benim uzuldugum sampiyonluk falan degil. Dun sampiyon olan takimin 98 yillik tarihinde Avrupa’da esamesi okunmuyor, gectigi tur sayisi maksimum iki. Onlari ölcu almiyoruz zaten. Acinacak olan iki Avrupa kupali ve hala Avrupa’da ismi ilklerde telafuz edilen klubumuzun geldigi yer. Seneye CL gene yok. Cita dusdukce dusuyor yapilan tek bir olumlu icraati kimse gösteremiyor. Bu böyle devam edecek mi asil soru bu? Bunun tartisilmasi ve artik köklu bıseylerin yapilmasi lazim.

Kerem Tezic, Alisamiyen.net, 23 Mayıs 2005

——————————————————–

Sayın Canaydın,

19 yıllık bir kongre üyesi olarak 2002′de size güvenip (kanıp) nacizane oyumu size vermiştim. O dönemde sizi sevip sayıyordum. Yaşadığım ilk 2 yılın sonunda size güvenimi ve sevgimi yitirdim. 2004 seçimlerinde alehinize oy kullandım. Çünkü artık sizin bu kulübe faydalı olamayacağınızı düşünüyordum. Ne acıdır ki yanılmadım. Sizi artık hiç sevmiyorum çünkü Galatasaray’ımı çok seviyorum. Lütfen kendinizden nefret ettirmeden, kendinizi ve Galatasaray’ımı daha fazla rezil etmeden onurunuzla istifa ediniz. Çünkü ben bugüne kadar hiç bir Galatasaray Başkanı hakkında yüksek sesle kötü söz söylemedim ama bu gidişle bunu da yaptırtacaksınız ben ve benim gibilere… lütfen gidin… LÜTFEN.

Son Kalan Saygılarımla,

Gündüz Tirali, Alisamiyen.net, 23 Mayıs 2005
Galatasaray SK Sicil No: 7568

——————————————————–

Yönetimin istifa etmesi değil, seçilmemesi gerekli idi.. O da geçti.

Galatasaray Spor Kulübünün yapısal sorunları var, bunlar maddi sorunların da aslında sebebini teşkil ediyor derin tahlilde..

Kongre üyelerinin ve onlara sözü geçen liderlerin bakış açısı Galatasaray Spor Kulübünü günün spor dünyasının , endüstrisinin koşullarına göre yönetilen, maddi kaynaklarını yaratmak adına ilerleme sağlayacak girişimleri gerçekleştireceklerce yönlendirilen profesyonel bir spor kulübünü hedeflemiyor.

Bu tür bir kulübün idaresinin güç olacağını, ellerinden ipleri kaçıracaklarını düşünüyorlar, onlar için en önemli olan öncelikle kulübün Lisenin kulübü olma kimliğini kaybetmemesi. Bu tehlikeyi önemsiyorlar ve bunun önüne geçemeyeceklerinden kaygıyla, kulübü daha geniş bir Galatasaraylılık kimliğini tanımlayarak, temsil etmesine imkan sağlayacak dönüşümden korkuyorlar. Bu tür bir dönüşümde etkinliklerini koruyamayarak Lise gelenek ve değerlerini yitireceklerinden endişeliler.

Bu şartlar altında bu yönetim görev süresi dolmadan istifa dahi etse bu yerine devrim yapacak bir yönetim gelmesi mümkün değil.

Geçmişten bugüne Fenerbahçe ve hatta Beşiktaş öncelikle birer semtin takımı olmaktan başlayan, sonrasında üye yapılarında ve kulüp propogandalarında daha kozmopolit bir mensubiyeti çağrıştıran değerler üzerinden, geniş kitleleri hedefleyen ve bu yolla en başta iş dünyasının zengin maddi kaynaklarına sahip kesimlerini, profesyonellerini, önemli bürokrasi ve politika insanlarını bünyelerine almayı başarmaktadırlar.

Geçmişte Galatasaray Liseli ve onların aileleri, dostlarından oluşan Galatasaray camiası, ülkenin , dönemin kısıtlı sermaye ve yetişmiş insan kaynağı mahrumiyetlerinden dolayı önemli bir etkin potansiyeli bünyesinde tutabiliyordu.

Zaman içinde kulüp etkinlikleri çerçevesinde lise ve çevresi orjinli olmayan tamamen spor kulübünün yarattığı çekim çerçevesinde rastlantısal ya da zaruri ve hatta önüne geçilemez genişleme eğilimleri, katılımları gelişmeleriyle karşılaştığında bir takım formüller ile üye yapısının mevcut iktidarını muhafazakarlar lehine dengeleyici şekilde büyümesini sayısal olarak kontrol altında tutmaktan başlayan, kulüp ile ilgili önemli yönetsel kararlarda hep ufuktaki o büyük tehlikeden sakınan sınırlayıcı muhafazakarlıklarla hareket etmeye mecbur eden bir politika izlenmiş olduğunu düşünüyorum.

Galatasaray Spor Kulübünün zaman içinde bu tutumun olumlu sonuçlarını çokça yaşadığını ve bir takım sosyo-kültürel , siyasi ve hatta illegalite problemlerinden kulübü, camiasını ve hatta Türk sporunu da korumak yönünde faydalar sağlandığını da kabul etmek gerekir.

Ancak özellikle son 10 yılda başta Avrupa futbolu olmak üzere dünyada spor endüstrisinin hakimiyetinin belirlediği yeni kuralların geçerli ve oldukça etkin olması Galatasaray Spor Kulübünün tam da bu dönemde yakaladığı müthiş bir fırsatı bu yapısal hazırlıksızlıktan da öte misyon farklılığından kaynaklı problemler içinde elden kaçırmasına sebep oldu. Üstelik her büyük fırsatın kaçırıldığında yarattığı büyük problemlerden kendisini koruyamayarak hem de..

Bugün için bu yönde bir yeni tanımlama ve buna uygun yapılanma hedefi samimiyetle ve müttefikiyetle olmaksızın Galatasaray Spor Kulübünü yönetecek her kim olursa olsun çok fark etmeyecektir. Sadece rekabetin ve rakiplerin kendilerinden kaynaklanacak özel zaafları ve dönemsel yetersizlikleri ile bir kaç kişinin olağanüstü özellikleri ya da belirli bir kesimin özverileri ve hatta bazı özel sporcu performanslarının yan yana gelmesi ile sağlanacak bazı iyi gelişmeler ile geçici başarılar sağlanabilir.

Ama çağın spor dünyasının en büyük gücü olan futbol endüstrisinin kuralları çerçevesinde, yerel rekabetin içinde yeni bir misyon ve buna uygun bir vizyon sahibi olma dinamizmi Galatasaray Spor Kulübünün tek geçerli, kalıcı çıkış yolu olabilir.

Yoksa çok Canaydın’lar getirir, çok Hagi’ler gönderir bu kulüp. Spor Kulübü olarak etkinliğini de rakiplerine karşı göreceli olarak ciddi oranda kaybeder.

Merci!

Can Erkut Sevinc, Alisamiyen.net, 25 Mayıs 2005

——————————————————–

Ekonomimizin çöküş efsanesine değinmek gerek önce;
(Rakamlar yaklaşıktır, yanlışlıklar olabilir)

1996 yılında Alp Yalman 6-7 milyon USD borçla bıraktı Galatasaray’ı. Amatör branşlarda ciddi bir başarı yoktu ve futbol takımı kötü durumdaydı. Süren yönetimi başa geçti, Terim’i futbol takımının başına geçirdi ve yıllar içinde ciddi paralar harcanarak, ciddi bir ekonomik değer içeren bir futbol takımı yaratıldı. Aynı yıllarda basketbol’a da yatırım yapıldı. Doğan Hakyemez-Murat Didin ikilisi takımın başına getirildi. Ciddi paralşar harcandı(4 yılda Canaydın’ın ifadesiyle amatör şubelere harcanan yaklaşık 34 milyon USD). Aslında her şeye rağmen 2000 yılı ortasına kadar kulüp ekonomisi eksi verse de bir şekilde idare oluyordu. İpin koptuğu an UEFA kupasını kazandığımız andır. Kulüp bu başarıyı bir pazarlama faciasına çevirdiği gibi, kupa sonrası zafer sarhoşluğu ile dönen gözler Jardel, Serkan, B.Akın’ın 30 milyon USD’lik inanılmaz maliyetle takıma kazandırılmasıyla kulübü borç batağına sokmuşlardır.

Çok basit ve kaba hesapla:

ASY projesi için 11.000.000 USD.
Amatör Şubeler için 34.000.000 USD
2000 yılındaki 3 transfer için 30.000.000 USD

Bu 3 kalemin toplamı 75.000.000 USD’dir beyler. Yani şu anda var olan borcun yarısından fazlası…

2001 yılında ise kimbilir belki de 10-15 milyon USD’ye satılabilecek Emre ve Okan bedavaya, iyi rakama pazarlanabilecekken, yıllık ücretinin yüksekliği dolayısıyla Jardel de hurda fiyatına gönderilmiştir. Bu olaylar sıkıntıların artmasına yol açmıştır.

2002 yılında Süren ve Cansun dönemlerinden sonra Başkan seçilen Canaydın (ki kendisi ilk Süren döneminde 11 milyonluk stat projesinin sorumlusudur) 70.000.000 borçla aldığı kulübün borçlarını neredeyse 0 sportif başarıyla 2′ye katlamış ve işin komiği bunu da ciddi bir başarıymış gibi kamuoyuna lanse etmiştir.

Doğrudur; 1996-2002 yılları arasında ciddi hatalar yapılmış ve 6 yılda kulüp borcu 65.000.000 USD büyümüştür (ki ne şartlarda büyüdüğüne yukarıda değindim). Ama sportif başarı doruğa vurmuş, Galatasaray bir dünya markası haline gelmiş, taraftar gururla sokakta gezmiş, kulüp bazılarının hayal bile edemediklerini vizyon olarak ülkenin önüne koymuştur.

Peki, Canaydın’ın 3 yılının sonunda 70′den 115′e (Ünal Aysal’ın aldığı 25.000.000 USD’lik AŞ hisselerini çıkartırsak) gelen borcun açıklaması var mıdır?

Bu dönemde 45.000.000 USD borçlanılacak ne yapılmıştır?

Hangi ekonomik ve sportif açılımlara gidilmiştir?

Hangi yıldız oyuncular alınmıştır?

Borcumuz mu azalmıştır?

Hangi tesisler kulübe kazandırılmıştır?

Taraftar huzurlu mudur?

Kısacası kazanımımız ne olmuştur?

Sayın Canaydın’ı savunulabilesi için öncelikle bu soruların cevaplarının verilmesi gerekmektedir.

Gündüz Tirali, Alisamiyen.net, 25 Mayıs 2005

——————————————————–

Özhan Canaydın yönetimi başarısızdır. Bu tek cümleden uzatırsak şu anlamları çıkarabiliriz.

1-Özhan Canaydın yönetimi sportif olarak başarısızdır.
2-Özhan Canaydın yönetimi idari anlamda başarısızdır.

Şimdi bunları açabiliriz.

1-Sportif başarısızlık:Bu konuyu daha da açacak bir şey yazmayı zul addediyorum. Ama teknik olarak ikiye ayıralım.
a-Profesyonel şubeler.
b-Amatör şubeler.

Bunları böyle ayırdığımızda da ortaya işin parayla döndüğü profesyonel şubelerde de, nispeten paraya daha az dayalı amatör şubelerde de başarısızlık ortadadır.

2-İdari başarısızlık.

a-İdari başarının sonuçları açısından sportif başarısızlık üzerinden irdelersek fazla bir şey yazmak yine gereksiz ve acı veren bir uğraş olacaktır.

b-İdari başarının sonuçları açısından mali tablolara bakılırark irdelenirse, borç azalmamış, gelirler de giderler nispetinde dahi artmamıştır, ortada kazandırılmış bir tesis vb. de yoktur.

c-İdari başarının sonuçlarını yapısal dönüşümler, organizasyonun geliştirilmesi, bir sinerji yaratılarak varolan kaynaklardan daha verimli fayda sağlamak, yeni insan kaynağı, maddi imkanlar, prestij (itibar), sosyal statünün yükseltilmesi gibi başlıklar üzerinden değerlendirirsek sonuç felakettir.

Vaatler değil, hedefler olarak bakarsak başarısızdır. Vaatler olarak bakarsak utanç vericidir.

Galatasaray Spor Kulübünün hiç bir başkanı alelade taraftar tarafından seçilmedi, yine onların yargısı ya da baskısı ile görevini de bırakmadı. Böyle bir etkinlik GS kulübünün kongresinin oluşumu sebebi ile olanaksızdır.

GS Spor Kulübü Başkanı görevini iyi yapamadığında, daha iyi yapacağını düşünen ve bunu inandırıcı bir şekilde ifade edebilen birisi bu kongrede aday olup seçilmedikçe görevine devam edecektir.

Bu başarısızlığın kongre üzerindeki etkisi, Galatasaray taraftarı üzerindeki etkisi ile tam olarak aynı sebeplere ve/veya aynı hassasiyet seviyesinde gerçekleşmez.

Misal BuzAda’nın özel bir işletmeye kiralanarak kongre üyelerinin kullanımının kısmen sınırlanarak değişmesi, Kalamıştaki sosyal lokalin hizmetlerinde kesinti olması taraftar üzerinde hiç bir etki yaratmazken, kongre üyelerinin çoğunu aşırı derecede etkiler.

Oysa ASY stadının helasının olmaması, bakımsızlığı, insanların medeniyetten uzak şartlarda, yönetimden bedava bilet alanlarca taciz edilerek, üstelik kulübe parasını ödedikleri biletlerinin hakkı olan yerlerinde oturamamaları taraftar için önemli iken, kongre üyelerinin maalesef pek çoğu için daha az önemlidir.

Bu nedenlerle Özhan Canaydın Galatasaray taraftarı istedi diye ne seçilir, ne de istifa eder..

Kongre üyeleri ne zaman Galatasaray taraftarının hassasiyetlerine de sahip çıkar, işte o zaman daha iyi bir Başkan adayı çıkar ve seçilir.

Ben Galatasaray taraftarıyım, kongre üyesi değilim, benim için önemli olan değerler var, ilişkilerimde beraber olduklarım ya da karşımdaki tarafından dikkate alınmak bunun başında geliyor, ben bir bireyim, köktenci, dogmatik bir aidiyetim falan yok, bir mekteplilik, bir aileden gelme devamlılık, Başkana göre aynı zamanda müşteriyim. Müşteri olarak gördüğüm kusurları, firmayı yönetenlere, olmazsa sahiplerine şikayet eder, memnuniyetsziliğimi ifade ederim. Düzelmiyorsa alışverişi keserim. İlişkimi sınırlarım.

Misal şimdi bana kombine satamazlar, işler düzelirse gider bilet alırım, ama bu haliyle almam. Mağazadan alışveriş de yapmam, çünkü o paraya daha güzel hizmet alabileceğim ürünler çok, bana o formayı o fiyata satmalarına izin vermemin sebebi, aldığım total hizmetin kalitesi idi, yani benim için önemli olan değerlere yönelik tatminimdi, eksik işe o fiyatı ödemem.. Ben maça gitmez, ürün almaz isem, Galatasarayın büyük kitlelerin takımı olma potansiyeli kaybolur. Buna dayalı olarak yürüttüğü işleri de sıkıntıya girer. Bundan rahatsız olurlar, endişe ederler ise durumu benim lehime düzeltecek adımları atarlar diye düşünüyorum.

Bunun sonuçlarını yaşadıkları zaman ne olmak istediklerine kongre üyeleri karar vereceklerdir. İşte o zaman en hayırlısı neyse o olacaktır.

Merci!

Can Erkut Sevinc, Alisamiyen.net, 31 Mayıs 2005

——————————————————–

GSK Yönetim Kurulu’nun Dikkatine!

Günlerdir, Ribery’nin gideceğine dair haberler yerli ve yabancı basında yer buldu. Ribery’nin Marsilya yöneticileri ile birlikte tatil yaptığı açıklandı.
Bu konuda herhangi bir girişiminizi duymadık. Belki de giderse 10 milyon Euro alacağız hesabı içindeydiniz. Ancak Marsilya avukatları bir kuruş ödemeyeceklerini söylüyor. Bu demektir ki yeni bir mahkeme süreci bizleri bekliyor. Bu paranın ne zaman alınabileceği de belirsiz elbette!

Hal böyleyken; sözleşmesine gecikme olması halinde futbolcu serbest kalır ibaresini de koymuş olmanız rağmen 2 ay üstüste geciktirmişseniz, bu sebeple altın yumurtlayacak tavuktan 1 kuruş alamaz isek ve üstüne bonservisine ödediğimiz para için de soğuk su içeceksek; bu
yaptığınız en büyük yönetici salaklığı olarak tarihe geçecektir.

Bu utanç durumunun gerçekleşmesi halinde topluca İ-S-T-İ-F-A etmenizi istirham ederim.

Osman Murat KICIMAN, Alisamiyen.net, 16 Haziran 2005

Not: Artık size saygı değil, yalnızca kaygı BESLİYORUM!

——————————————————–

Yani artık Camia Özhan Canaydın�ı destekliyor mu? Camia Canaydın�ın arkasında duruyor mu ? Bazıları �Camia� kelimesini dar anlamı ile anlıyor yani Liseliler ve GS kongre üyeleri, diğer kısım bunu geniş anlamda anlıyor yani G.Saraylıyım diyen herkes. Ben geniş manada anlıyorum ve bana göre G.Saraylıyım diyen ve yüreğinde sarı-kırmızı renklerin sevgisini hisseden herkes bu Camiadan.

Özelde konu Kongre üyeleri ise onlar kolay kolay harekete geçmez ve onların içinde kolay kolay muhalefet olmaz,zira bunların kaynağı GS gelenekleridir.
Fakat buna rağmen bazıların öteden beri empoze etmeye çalıştığı gibi G.Saray asla sahipsiz kalmaz. Şu vahim mali tablo karşısında kimse kolay kolay Başkanlığa aday olmaz söylemi,ne yazık ki bir aldatmaca,artan tepkilere karşı bir nev�i reflektör ve dahası kulübe ve camiaya hakarettir. Hep bunu söylemeye çalışıyorum. Başkan adayı çıkmaz demelerine rağmen son kongrede bile 4 Başkan adayı vardı.Gerçi Turgay Kıran�ın adaylığı o zaman bile bana ciddi görünmemişti.

Konuya dönelim,geniş anlamdaki GS camiasının ezici üstünlüğü mevcut yönetime karşıdır. Ancak durum kongre üyelerinde tam olarak öyle değil,zira GS kongre üyeleri,özellikle son yıllarda kongre üyesi olmayan camianın görüşlerini yansıtmaktan epey uzak.Son 2 kongreyi sabahtan akşama kadar yerinde takip ettim, birçok kongre üyesi ile görüşme fırsatım oldu ve ne yazık ki kongreye katılma oranı oldukça düşük ve daha baştan beri Ö.Canaydına karşı olanlardan önemli bölümü ya hiç oy vermedi ya da başkasında kararsız kaldılar veya kongre ile hiç ilgilenmediler. Maalesef hakikat bu yönde.Beni üzen bir başka husus sayıları kongre üyeleri sayısına göre fazla olmasa da ,oy verene üyelere göre önemli sayıda olan ve artık �Canaydın�ın kemikleşmiş grubu� olarak tarif edebileceğimiz kişiler. Son kongrede bu üyelerden bazıları ile görüşme imkanım oldu ve şunu gördüm ki onların oyu ne olursa olsun,her şartta Canaydın�a. Hatta bazıları kulübün sorumlarından bihaber demeyeyim ama çok uzak.Özellikle Sayın Canaydın�ın bir şekilde �iyiliğini� görmüş olanlar şartlar ne olursa olsun ona oy veriyorlar.Daha önce de yazdım ve bu �iyiliklerin� ne olduğunu bilenler biliyor.

Bu işin en üzücü olan yönü Galatasaray�ın sahipsiz ,adeta Canaydın�a mahküm imiş gibi sunulması, muhtemel kongrede kimse yönetime talip olmayacakmış iddialarıdır.İşte G.Saray�a yapılabilecek kötülük ve hakaret budur.Şartlar ne olursa olsun Galatasaray camiasından her zaman Başkan çıkar.

Ribery konusunda da birkaç kelam.Bazıları hala dönecek veya OM bize bununla ilgili para ödemek zorunda kalacağını yazıyorlar.Öyle olmasını dilemek,umut etmek başka realite başka.Bu tür beklentiler içinde olanlara hayret etmemek elde değil,yok 10 milyon, hayır yetmedi 15 milyon Euro alacakmışız. O kadar saf olamazsınız. Sizler zannediyor musunuz ki Marseille takımı bu işi incelemeden, araştırmadan Ribery transferine girdi. Bizdeki şark zihniyeti onlarda yok,inanın her şeyi inceden inceye incelediler ve ondan sonra sözleşme imzalayıp resim çektirdiler.Aksi dahi düşünülemez, orada gayri ciddi davranmak asla kabul edilmez.Siz bakmayın bizim yöneticilerin haklıyız,şöyleyiz,böyleyiz demelerine .Bütün bunlar kendilerini kurtarmak ve taraftar tepkisinden kaçmak içindir. Kalkıp birisi diyor ki “gevezenin biri konuşmuş orada”Lafa bakın!Şuy-u vukuundan beter.Demek ki bu işin gizli kapaklı kalacağını cidden inanmışlar.Ribery kesin olarak gitmiştir. Dua edin de b ir-iki hafta önce Ribery menejeri tarafından Fenere teklif edilince onların istememişler, yoksa bu gol fenerden yenilir ve artık onların dalga geçmesine(hoş şimdi de dalga geçiyorlar ya) muhatap olurduk.

Son olarak birde camianın içinden bazı kişilerin öne sürdüğü iddiaya değinelim.Ya da Sayın Gürsoy’un deyimi ile “bazı gevezeler olmayacak yerde diyorlar” Bu iddiaya göre Ribery�nin OM gidişi,daha doğrusu �kaptırılışı� tamamen senaryo,çünkü OM den GS Ribery ile ilgili oldukça iyi teklif gelmiş ve taraftarın sevgilisi olan Ribery�nin OM satılmasından çekinen yönetim bu senaryoyu yürürlüğe koymuş ve senaryonun sonuna göre GS bu işten,yani kamufle edilmiş transferden epey iyi para alacak ve bu şekilde yönetim bakın biz haklıydık ve kulübün hakkını yedirmedik diyecek ve bu şekilde hem taze para girişi sağlanırken,diğer yandan yönetim olumlu puan almış olacak.Kısaca 1 taşla 2 kuş. Bakalım doğruyu,yanlışı göreceğiz.

Dedik ya olan oldu,üzülen son 3 yılda genelde olduğu gibi GS taraftarı.Koskoca asırlık GS kulübü maalesef iş bilmeyen,yol yordam bilmeyen, sözlerinde durmak gibi dertleri olmayan,sorumsuz ve gayri ciddi kişilerin yöneticilik yaptığı yer olmuş. Maalesef gerçek bu.

Hikmet Şen, Alisamiyen.net, 17 Haziran 2005

——————————————————–

Galatasaraylılar sayın Canaydın’a güvenlerini bir anda kaybetmediler.

Her şey taksit taksit gelişti :

1) şu meşhur 3 yıldız sözü
2) Fatih Terim’in gönderilişi
3) ASY-Olimpiyat stadı – never ending story
4) hala tapusu alınmayan (alınamayan) Aslantepe projesi
5) Hagi’nin gönderilişi
6) 100. yılımızda şampiyon olamayışımız ve üstüne bunu ‘başarı’ olarak
deklare edilmesi
7) hepsinin üzerine tuz eken Ribery ‘hikayesi’

Bütün bu olayları alt alta yazınca kendi kendime yahu amma sabırlı bir camia imişiz dedim.

Erol Aran, Alisamiyen.net, 17 Haziran 2005

——————————————————–

Zaten Sayın Canaydın da en büyük hatasının ikide bir “camiam ve taraftarım” diyerek yapmamakta mıdır? Bu cümleyi kurmak bile başlı başına “istifa” konusu edilebilir. Galatasaray Spor Kulübü kendisini seven milyonları kucaklamadan hiç bir yere varamaz. Sen logo yarışması açar, sonra da “siz beceremediniz, alın size şahane logo” diye bir komediyi ortaya koyarsan. Sen kendini sırça köşklerde görüp, taraftarına müşterim dersen, yarın öbür gün o müşteri başka dükkana gider, sen de kendin çalıp, kendin oynarsın. Camialar klanlaşarak değil, genişleyerek büyürler. Bundan sonra gelecek yönetimlerin en büyük görevi sokakta yürüyen Galatasaraylı’ya camianın mensubu olduğu hissini yaratmasıdır. Bu yaratılabilirse borcun, harcın ne kadar önemsiz olduğu ortaya çıkar. Seyrantepe’ye izin vermeyenlere “al başına çal kardeşim” dersin. Öbür türlü Ankara’da daha çooook devlet dairesi gezer, ona buna el pençe divan durursun.

Gündüz Tirali, Alisamiyen.net, 20 Haziran 2005

——————————————————–

Doğan Sarıbeyoğlu’nun İncilerine Devam:

Alıntı:
Galatasaray spor kulübüdürGalatasaray skor kulübü değil, spor kulübüdür. 100 yıllık geçmişinde takımın aldığı kötü sonuçlardan dolayı hiçbir başkan istifa etmemiştir. Galatasaray’da başkanı da taraftar değil genel kurul seçer. Elbette Galatasaray’ı büyüten ve bugünkü haline getiren en önemli unsurlardan biri taraftarlardır ama kulüp yalnızca futbol takımının başarısından oluşan bir dernek değildir.Mali yapısı, tesisleri, amatör branşları, gelecekte elde etmesi gereken maddi manevi başarılar ve bunlar için gereken vizyon ancak kulübü ileriye götürebilir. Galatasaray’a vizyon getirdi denen bazı yönetimlerin kulübün geleceğini nasıl karanlığa sürüklediği ve geleceğini satarak borçları ödeme yoluna gittiğini unutmayalım. Gördük ki sportif başarı ne kadar büyük olursa olsun geçici olabiliyor, önemli olan ayakları yere sağlam basan ve her zaman en büyük başarıların adayı olan bir kulüp haline dönüşmek.

Doğan Bey’in yazdığının Türkçesi:

Müşteriyseniz müşteriliğinizi bilin Camiası hala Büyük Başkan’ın arkasında. Galatasaray Kongresi müşterilerin isteklerine boyun eğmez. Kerem Uler, Alisamiyen.net, 6 Temmuz 2005

——————————————————–

Bakınız…

Ben şu an çok ciddiyim.. Yaşım 38 ve ben türk silahlı kuvvetlerinde görevli bir insanım… Rütbem binbaşı…. Lütfen beni dikkate alınız.. Her ne kadar camiadan olmasam da, her ne kadar 1986 yılında kuleliden mezun olsam da, allah belamı versin ki, galatasarayı çok ama gerçekten çok seviyorum… Sadece ben değil, benim etrafımdakiler de benim sayem de (övünmek gibi olmasın) galatasarayı çok seviyorlar…

Ben; iş hayatımda başarıszlığa tahammül tanımayan bir insanım.. Benim iş tanıımda başarısızlığa yer yoktur ve başarısız olanın da benim yanımda yeri yoktur… Son bir sene içinde yanımda çalışan 2 personel sırf benim bu kıstaslarım nedeniyle başka yerlerde görevlendirilmiştir… Başarısız olmalarının sonucudur…

Ancak,

Gördüğüm kadarı ile maalesef şu an itibarı ile galatasaray yönetimi başarısızlığını ilan etmemiş midir… Bu insanların başarızlık ölçütü acaba yok mudur ?

Bu kulübü yönetenlerin istifa kıstası acaba nedir?

Yücel Başara, Alisamiyen.net, 29 Eylül 2005

——————————————————–

1.Hincal Uluc tam 1 sene once Ozhan Canaydin icin bir iddia da bulundu.Iddia suydu:Ozhan Canaydin Real Madrid in kapisinda 4 saat bekledi,ancak bu sekilde Concecao yu transfer etti.

Persembe aksami Canaydin teke tek programinda Fatih Altayli ya
Real Madrid kulubunden Emilio Butragueno imzali bir mektubu gosterdi
ve okuttu.Mektup ta boyle bir olayin olmadigi anlatiliyor.

Buradan anlasilan,Canaydin Real Madrid ten rica edip boyle bir olay hakkinda bilgi istemis ve bir mektup alinmis.

Tam 14 ay sonra katildigi bir canli tv programinda bunu aciklamasi ve bir mektup ile ispat etmesi baskan in nerelerde oldugunu hepimize acikliyor.

Bakiniz Uefa listesinde 80 takimdan 72.sirada olan bir takima ,ayni listede
9.olan Galatasaray in 2 macta tek gol atarak, 1 yenilgi ve 1 beraberlikle elenmesi cok onemli degil ,ama 1 sene once baskanin sahsiyla ilgili bir olay butun bu yasanan olumsuzluklardan cok daha onemli.

Bu su anda ki 1.cok onemli mesele.Meselenin muhatabi Kulubun baskani.

2.Ergun Gursoy mac sonrasi Tv kameralarina aciklama yaparken yanindan gecen bir taraftar Ergun Gursoy a laf atiyor.
Bunun uzerine Gursoy,aciklamasini kesiyor.Taraftari kovalamaya basliyor.
Gazetelerde yazilanlara gore kendisi taraftar tarafindan dovulup tartaklaniyor.Bu arada kameralar cekim yapmiyor.

Dun Florya da Ergun Gursoy gazetecilere sitem ediyor,bagirip cagiriyor.
Bana kimse dokunamadi, dokunamaz da.Ben Ergun Gursoy um beni kimse dovemez,demis.Dovuldugume ait bir goruntu veya fotoraf getiren gazetecinin elini operim.

Bu da su anda Galatasaray in 2.cok onemli meselesi.Meselenin muhatabi
Kulubun 2.baskani.

Yaziklar olsun,boyle demec verip basarisizliklari nelerle ortmeye calisiyorlar.

Bu isi beceremiyoruz,yapamiyoruz,bu isten anlamiyoruz ama elimizden bu geliyoruz deyin,anlayalim.
Baskan onumuzdeki 3 veya 4 ay icinde bizi seyredin diyor herkesin gozunun icine bakarak.
La Fontaine den masallar.

Ribery nerede?
Seyrantepe nerede?
Sampiyonlar ligi nerede?
Sahip Som nerede?
10 senede 7 lig sampiyonlugu nerede?1 sampiyonlar lig sampiyonlugu nerede?2 defa uefa da final nerede?
Pires nerede?
Kiily Gonzales nerede?
Insua nerede?
Dream cardlar nerede?
Ruzgar panelelleri nerede?
3 tane yildiz nerede?
Lucescu nerede?
Fatih Terim nerede?
George Haci nerede?
Bulent Korkmaz nerede?
10 Milyon euro nerede?
Beyzbol sopasi nerede?
Kimsenin yuzunu bile tanimadigi Hayim abimiz nerede?

Mahmut Recevik, Alisamiyen.net, 1 Ekim 2005

——————————————————–

Atilla İlhan!


Cenaze cok ilgincti, bir kere benim gordugum en kalabalik olaniydi. İsci patisinden mhp�ye herkesin cicegi vardi. Parti baskanları, ordu mensupları, kalpak giymis �ataturkculer� , Tarik Akan�dan Hincal Uluc�a oyuncu ve mankenler, normal vatandaslar, benim gibiler, bir kac polis, basortululer, cami oldugu icin bas ortusu takanlar ve cami oldugu halde basortusu takmayanlar. Bu tarz bir kitleyi ancak o toplayabilirdi.

(Ayrıntı; buyuk bir cicek de aziz’den vardı. Celenk uzerinde birlesik bilmemne dernegi ve ustunde Aziz Yıldırım yaziyordu. GALATASARAY ve veya canaydın ile ilgili cicek aradim belki vardir ama bulamadim. USTELİK GS dergisinde Galatasaray’i tuttugunu soyleyen bir buyuk edebiyatci icin.) Ben buralara takiyorum. Sorun buralarda….. Keşke aklıma gelseydi de, site olarak biz de gönderseydik ! Bu bence ilerisi için iyi bir ders…

Tolga Bilgin, Alisamiyen.net, 13 Ekim 2005

——————————————————–

Milyonlarca taraftarı bulunan ülkemizin en nadide spor klüplerinden Galatasaray Spor Klübüne, taraftarı, çeşitli kademelerde görevlendirmek üzere eleman aramaktadır.

Başvuracak kişilerde şu tür vasıflar aranmaktadır:

1- Başkan Adayları REF:Başkan

- camiyasını ve taraftarını bir birinden ayrı tutmayacak
- vefakar olacak, klübün büyük değerlerini bir kalemde silmeyecek
- en büyük rakibiyle oynadığı deplasman maçında taraftarı stattan atılınca hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak
- en büyük rakibinden tarihi fark yerken sırıtmayacak, elini sıkmayacak
- tarfatarına verdiği sözleri tutacak, tutamıyorsa kıvırmadan çıkıp delikanlı gibi söyleyecek
- dinamik olacak

2- İkinci Başkan Adayları REF: İkinci Başkan

- Mazisiyle yaşamayacak
- Taraftarına ‘oy’un yoksa sen satılmışsın’ demeyecek
- Kendisini eleştiren taraftarının karnına yumruk atmayacak
- İpin ucunu kaçırdıktan sonra TV lere çıkıp saçma sapan konuşmayacak
- Sağda solda ne kadar sevmediğimiz futbolcu varsa getirip oynatmaya çalışmayacak
- Onları kullanıp taraftarı ikiye bölmeyecek

Yukarıda ki vasıflara uygun yönetici adaylarının acilen klübümüze müracaat edip görevi devralmalarını bekliyoruz.

Serkan Dökme, Alisamiyen.net, 13 Ekim 2005

——————————————————–

Arkadaşlar sayın Canaydın ve ekibi istifa etti diyelim ne olacak yaklaşık 2000 kongre üyesinden oluşan genel kurul hemen herzaman adları gözönünde olan yaklaşık 50 kişi içerisinden yeni bir yönetim kurulu seçecek…Belki şimdiki yönetimden daha başarılı bir idari kurgu göreceğiz ama sonuçta eski tas eski hamam….Sistemi değiştirmeyi düşünmek,nasıl yeni insanların katılımını sağlarızı düşünmek gerekirken elimdeki iktidarı (ki bu iktidar yönetim kurulunda olmak değil genel kurul üyesi olmaktır)nasıl korurumun peşinden gitmek genel kuruldaki Galatasaraylıların seçimi olduğu sürece,bizler buralarda yada stadımızda bağıracağız,yazacağız,konuşacağız ancak biz söyleyeceğiz biz dinliyeceğiz…ne yazık ve ne acı….

Ertuğrul Erdoğan, Alisamiyen.net, 29 Kasım 2005

——————————————————–