Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları
9 Aralik 2006, Radikal
Geçtiğimiz günlede gazetelerde bir haber, bir de yazı dikkatimi çekti. Spora tamamen farklı yönlerden bakan yazılar; biri sportmence, biri Makyavelist. Haber, Galatasaray’ın kalecisi Mondragon’la ilgiliydi. Fenerbahçe maçında ev sahibi takım seyircilerinin kafasına attığı ses bombasıyla bir süre yerde kalan ve işitme sorunu yaşayan Faryd Aly Camilo Mondragon, Türk futboluna leke düşürmemek için o günkü derbide maça devam ettiğini belirtmiş. “Bugün (Salı günü) öğle saatlerine kadar hafif bir uğultu duydum. Hakemle o konuyu konuşmamıştım, ama zaten ne olursa olsun sahada yatmayacak ve oyuna devam edecektim. Bu kadar güzel bir gösteriyi lekelemek istemedim. Sportif ahlakım buna izin vermezdi. Türk futbolunun imajını kötüleyemezdim. Güzel olması gereken bir olayın kötü sonlanmasına neden olmamak için o maça devam etmem gerektiğini düşündüm.”
Öte yandan Galatasaray Teknik Direktörü Gerets de, kafasına yabancı cisim atarak alnını delen ev sahibi takım seyircisi için, “Keskin nişancıymış, tebrik ederim” demekle yetindi. İster istemez yıllar önce Trabzon’da, sırtına isabet edip etmediği bile kesinleşmeyen ‘yabancı madde’ yüzünden kenarda dakikalarca baygın yatarak ‘Bariç kurnazlığı’ndan parlak bir örnek vermiş olan Fenerbahçe hocası Otto Bariç’i hatırladık: Sportmence bir yaklaşıma karşı, Makyavelist bir yaklaşım.
Bu arada, Mondragon’un maça, üzerinde hasta köpeği için ‘Tommy her zaman kalbimizdesin!’ yazılı bir tişörtle çıktığını da söyleyelim. Dört köpeğinden biri kanser olan kaleci, “Yaşadığım üzüntüyü ancak benim gibi hayvan sevgisi olanlar anlayabilir” demiş. “Tommy dünyada en çok sevdiğim varlıklardan biri.” Doğrusu biz bu yaklaşımın da yukarıdaki tavırdan kopuk olmadığını düşünüyoruz. İnsanlar gün geliyor, futbollarından çok yukarıdakine benzer insani, sportmence tavırlarıyla hatırlanabiliyorlar. Örneğin, Eskişehir’in santrhafı, futbola uzun süre emek vermiş Nuri, bugün sadece ‘Güvercin Nuri’ olarak hatırlardadır. Sahanın içinde yürüyen bir güvercini bir volede öldürdüğü için.
Mondragon ve Gerets’in tavırlarının karşılığı da kendisini Erman Toroğlu’nun yazısında buluyor. “Galatasaraylılar sınıfta kaldı” başlıklı yazısında Toroğlu, Galatasaray yönetiminin yerinde olsa, duruma el koyarak takımı sahadan çekeceğini, rakip takıma okkalı bir ceza ve kendi takımına 3-0′lık hükmen galibiyet sağlayacağını belirtmiş. “Bir futbol takımı, başkanından malzemecisine kadar her şeye hazır olmalı. Yöneticileri bilgili, tecrübeli olmalı. Bütün bunlar olduğu zaman da, daha da önemlisi yönetici de futbolcu gibi çok ani karar verebilmeli” demiş. “Tabii bu yönetici bilgi sahibi ise karar verebilir. Veya bu yönetici yanında profesyoneller çalıştırırsa, işi bilenleri çalıştırırsa karar verebilir.”
İş bilmek bu mudur yani? Milyonların heyecanla beklediği bir derbi maçını oynatmamak mıdır? Ev sahibi takım seyircileri sportmenliğe ne kadar aykırı davranmış olursa olsun: koltuk söken Galatasaraylıları da unutmuyoruz, tabii. Aslolan, maçın oynanmasıdır, spora engel olmak değil. Aslolan, diğer insanları, hatta rakibi de düşünmektir. Bizim gönlümüz, Fenerbahçe’nin Trabzon’da kazanarak şampiyon olduğu maçın ardından, rakip takımdaki arkadaşları için üzüldüğünü söyleyen, bu yüzden de sonunda Ali Şen tarafından (Oğuz ile birlikte) takımdan uzaklaştırılan Aykut Kocaman’ın tavrından yana. Yöneticiliğin de, Adnan Polat’ın yaptığı gibi ‘Beş maç saha kapatılması’ istemekten geçtiğini düşünmüyoruz. Yöneticiliğin olumlu örneğini; Fevzi, Güven, Meduna’ya karşı tavırlarıyla Vestel Manisa yöneticileri sergiledi. Burada seyircilere de iş düşüyor.” Asla yalnız yürümeyeceksin” demekle, “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik” demek arasında dağlar kadar fark var. Ruh farkı…
Henüz Yorum Yok şimdiye kadar
Yorum yapın
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>