Galatasaray Dosyası


Yönetim istedi Ergün oynadı
Kasım 30, 2006, 6:34 am
Kategori: Takım Hakkında

Bir zamanlar G.Saray’ın sol kanadında vazgeçilmezdi.. Özellikle de Lucescu döneminde kariyerinin en parlak günlerini yaşadı. Ancak Eric Gerets’in takımın başına geçmesiyle birlikte gözden düştü. Sol bekte Orhan Ak ve Ferhat Belçikalı’nın ilk tercihleri olurken ikilinin yokluğunda da sağ ayaklı Cihan buraya monte edildi. Evet, Eric Gerets 34′lük Ergün Penbe’yi kafasından silmişti…Ne var ki Bordeaux karşısındaki hezimet sonrası, Belçikalı teknik adam geri adım atmak zorunda kaldı ve İstemeye istemeye de olsa  Ergün’ü 11′e aldı. Ancak tecrübeli futbolcunun yeniden  formasına kavuşmasında yönetimin uyarısının etkili olduğu ortaya çıktı. Bazı yöneticilerin Bordeaux yenilgisi sonrası soluğu Gerets’in yanında aldıkları ve “Amerika’yı keşfetme gerek yok. Ergün zaten  bu bölgenin adamı. Cihan’ı burada oynatarak hem oyuncuya hem de takıma zarar veriyorsun” dedikleri öğrenildi. Bu uyarıları dikkate elen Gerets de Sıvas karşısında Ergün 11′de sahaya sürdü. Tecrübeli futbolcu performansıyla beğenilirken, “Ben daha bitmedim” der gibiydi.

G.Saray dünü izinli olarak geçirirken bugünden itibaren Fenerbahçe maçının hazırlıkları sürecek. Teknik direktör Eric Gerets, Sıvas maçında sahaya sürdüğü 11′le yine  Kadıköy’de maça başlayacak.  Gerets’in öncelikle gol yememe üzerine kurulu  bir oyun stratesi planladığı ve Ümit Karan’ı tek forvet olarak oynatacağı öğrenildi. Sürpriz golcü ise Sasa Ilic olacak. Yönetim de derbi maç öncesi ‘kırmızı alarm’a geçti. Hafta boyunca futbolcularla görüşmeler yapılacak ve moralleri en üst seviyede tutulacak.

Bugün yapılacak haftalık toplantıda ise takıma Fenerbahce maçı için verilmesi düşünülen özel prim belirlenecek.

Kaynak: Nevzat Dindar/Cumhuriyet

Yorumlar Kapalı


İliç Gerginliği
Kasım 30, 2006, 6:32 am
Kategori: Takım Hakkında

Hafta sonu Fenerbahçe karşısına çıkacak olan Galatasaray’da İliç gerginliği yaşanıyor

Galatasaray yönetiminin, Sasa İliç’e şimdiden yeni sözleşme teklifinde bulunması, takımdaki bazı futbolcuların keyfini kaçırdı. Başta Rigobert Song olmak üzere birçok oyuncunun bu olaya çok bozulduğu belirtildi. Galatasaraylı yöneticilerin son günlerde üzerinde en çok konuştuğu isim Sasa İliç’ti. Geçtiğimiz sezonun başında Partizan’dan transfer edilen Sırp futbolcunun performansını her geçen gün daha da yükseltmesi ve bunun sonucunda birçok Avrupa kulübünün transfer listesine girmesi, sarı kırmızılı yönetimi harekete geçirdi.

Beklenmedik gelişme

Kulüp başkan yardımcısı Adnan Polat, teknik direktör Erik Gerets’in de görüşüne başvurduktan sonra Sasa İliç’e 2 yıllık yeni sözleşme teklifinde bulunma kararı aldı. Polat, önce kendisi futbolcuyla bizzat bir görüşme yapıp, 2008′de sona erecek olan sözleşmeyi 2010 yılına kadar uzatmak istediklerini bildirdi. İliç’ten prensipte evet cevabı gelince de yönetim kurulu üyesi Haldun Üstünel, Sırp yıldızla masaya oturup, detayları görüşmeye başladı.

İliç ile yapılan görüşmeler olumlu biçimde devam ederken, yöneticilerin hiç beklemediği bir olay yaşandı. Defansın belkemiği Rigobert Song ve sözleşmesi bu sezon bitecek bazı yerli futbolcular, İliç’e yeni sözleşme teklifinde bulunulmasına bozulduklarını dile getirdiler. Song’un, konu ile ilgili olarak yakınlarına şunları söylediği kaydedildi:

Song: Beni aramadı

“İliç, gerçekten iyi futbolcu. Takıma büyük katkısı oluyor. Buna kimse itiraz edemez. Ancak ben de bu takım için mücadele ediyorum. Galatasaray için yaptıklarım ortada. Benim sözleşmem bu sezonun sonunda bitecek olmasına rağmen bugüne kadar kimse arayıp da, ‘Gel, anlaşmanı uzatalım’ demedi. Benimle bir kez olsun görüşmeyen yöneticilerin, sözleşmesi 2 yıl sonra bitecek İliç’e yeni anlaşma önermesini çok yadırgadım. Açıkçası bu durumu çok yadırgadım. Kafam karıştı.”

Song’un bu görüşlerine diğer bazı oyuncuların da katıldığı belirtilirken, bu olayı öğrenen yöneticilerin, bu futbolcuların gönlünü almak için bire bir görüşmeler yaptıkları ve, “Aceleci davranmayın. Çok yakında sizinle de görüşeceğiz” dedikleri bildirildi.

Kaynak: Hürriyet, 29.11.2006

Yorumlar Kapalı


Carrusca Toplanıyor
Kasım 30, 2006, 6:26 am
Kategori: Takım Hakkında

Cim-Bom’un sezon başında Arjantin’den büyük umutlarla transfer ettiği sol kanat oyuncusu Marcelo Carrusca, Türkiye’den ayrılmak için artık gün sayıyor. Teknik Direktör Eric Gerets’in fazla şans vermediği genç futbolcu sarı – kırmızılı yönetimle görüşerek gitmek istediğini bildirdi.

Carrusca’ya, Arjantin’den üç, Meksika’dan ise bir kulüpten teklif geldiği öğrenildi. Galatasaray’da umduğunu bulamayan Marcelo Carrusca’nın ülkesine geri dönme düşüncesinde olduğu kaydedildi. Sarı – kırmızılı yönetim ise 2011 yılına kadar sözleşmesi bulunan Arjantinli oyuncunun durumu hakkında henüz kesin bir karar vermedi.

Bu arada Aslan’da bir günlük izin bitti. Sarı – kırmızılı futbolcular dün akşam basına kapalı olarak yaptıkları idmanla Fenerbahçe derbisinin hazırlıklarını sürdürdü.

Kaynak: Milliyet, 29.11.2006

Yorumlar Kapalı


Şike İddialarının Gazetelerde Yankıları
Kasım 30, 2006, 6:14 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

Hıncal Uluç, Sabah, 30 Kasım 2006:

ORTALIK toz duman.. Yıllardır bin kez yazıldı, söylendi, ama taraflardan hiçbiri tekzibe yeltenmedi, ünlü konuşmayı..
Mustafa Denizli:
“Fenerbahçe’yi şampiyon yaptım.”
Aziz Yıldırım:
“Sen mi yaptın?.”

İddiaları çürütmek isteyenler, açıklamaları yapan Cihan Oskay’ın bir üç kağıtçı, karanlık adam olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. İyi ya işte.. Şike gibi karanlık bir işin aracılığını aydınlık adam yapar mı zaten?.
Hem federasyon, hem savcılık soruşturma açmış.. Toz duman dağılınca gerçeği göreceğiz.
Ama bizim Emre’deki paniğe bakarsanız?.. Dünkü yazısını okumadıysanız lütfen bulun okuyun ve telaşı görün.. İnsana zorla “Acaba” dedirtiyor..

———————–

Emre Aköz, Sabah, 29 Kasım 2006:

Tezgâha bak tezgâha

Bir cumartesi günü. Tam tarih: 26 Mayıs 2001 . Bodrum’daki barlar, kafeler ikiye bölünmüştü. Bazısı, dükkânın önüne koyduğu reklam tabelasında sadece Samsunspor -Fenerbahçe maçını göstereceğini duyuruyordu. Bazısı ise Galatasaray -Trabzonspor
karşılaşmasını… Fener kaybeder, G.Saray kazanırsa, sarıkırmızılılar şampiyon olacaktı. .
Biz Halikarnas civarındaki Red Lion adlı bara gittik. Bir süre sonra içerisi belediye otobüsüne döndü. Adım atacak yer kalmamıştı. Garsonlar servis yapamaz durumdaydı.
Maç başladı. Fener iyi değildi. 33′üncü dakikada Ali Akdeniz, Samsun’u 1-0 öne geçirdi.
Eyvah! 45′te Revivo durumu 1-1 yaptı.
İkinci yarıya umutlu girdik. Fener iyi oynamaya başlamıştı. 69′da Yusuf galibiyet golünü attı.
Revivo’nun uzatmalardaki golünü göremedim. Ancak tekrardan izleyebildim. Çünkü bardaki herkes havalara zıplıyordu. Maçı 3-1 kazanan Fener şampiyon olmuştu.
Bugün o maçın şike olduğunu iddia eden haysiyetsizler var. Aşağıdaki verilere bakmak dahi, şike değil, olsa olsa Fener’e karşı kazanması için Samsun’a ‘ teşvik primi’ verildiğini düşündürmeye yeter:
1) Maçı izlerken bardaki bütün Fenerliler, İlhan Mansız’a küfretti. Çünkü Mansız, faul yapmıyor, resmen tekme atıyordu sarılacivertli futbolculara.
2) Samsun’un diğer futbolcuları da İlhan’dan çok farklı değildi. Sabah’ın arşivine baktım. Fener’in 8 faulüne karşılık, Samsun o gün tam 23 faul yaptı. Ancak sarı kartları gören F.Bahçiler oldu. Samsun’dan iki, Fener’den ise üç oyuncu
3) Topla oynama yüzdeleri ise 50′ye 50 . Yani Samsun maçı kazanmak için ciddi biçimde uğraştı.
4) Gürcan Bilgiç ‘ Maçın öyküsü’ bölümünde ‘ Güç oldu, 3 oldu’ diye yazıyor. Düşme hattında olmayan, ligi 8′inci bitiren Samsun takır takır top oynadı o gün. Mustafa Denizli’nin de dediği gibi gayet hırslıydılar.
Aradan beş buçuk yıl geçmiş. Şaibeli bir şahıs ‘şike’ yapıldığını iddia ediyor.
Hem de ne zaman? F.BahçeG.Saray derbisi yaklaşırken ve Haluk Ulusoy’un federasyon başkanlığı tartışılırken.
Mesaj açık: “Bizimle uğraşırsanız başınıza böyle çoraplar öreriz” diyorlar.

—————————–

Ali Saydam, Akşam, 29 Kasım 2006:


‘Aziz Başkan’ın heykelini dikelim’

‘Ağabey, yine bizim başkana saldırıyorlar. Göreceksin, bunu da atlatacağız, evvel Allah… Bizim başkan bu işi de halleder. Tam tersine; durumu rakiplerinin aleyhine çevirir. Bu durum GS ya da BJK başkanlarının başına gelseydi; çoktan yelkenleri suya indirmişlerdi… Oysa biz Başkanın arkasındayız. Sonuna kadar!..’

Bunlar, dün Akfen’in önünden binip Fulya’da İstanbul Cerrahi’ye kadar gittiğimiz taksinin şoförünün sözleri…

İşin özeti şu. Aziz Başkan büyük bir olasılıkla bu krizi de atlatacak… Üstelik Papa’nın Türkiye ziyareti de, olayı kısmen gölgede bırakarak buna yardımcı olacak.

Yukarıdaki başlığı geçmiş yıllarda bir kaç kez kullanmışım. Bir keresinde, altyapı, tesisler, stat falan için. Bir başka seferinde Başkan’ın ilişki yönetimindeki üstün başarısı üzerine. Yani rakiplerini ya da kendisine muhalefet edenleri büyük bir maharetle Fenerbahçe’nin gündeminden silmesi ve her türlü üst düzey ilişkiyi büyük başarıyla yönetebilmesi üzerine… Bir de iletişim ile ilgili heykel önerim olmuş…

FB’nin Avrupa karşılaşmalarında başarıya ulaşamadığı ya da ligi şampiyon bitiremediği durumlarda, istifa gibi başarılı manevralarla yine gereken ilgi ve saygıyı yakalamayı başarmıştır Sayın Başkan… Eğer bu son krizi de iletişim ve ilişki yönetimindeki ustalığını döktürerek başarıyla atlatırsa, o zaman heykelinin altınla kaplanarak yapılmasını önereceğim. Öte yandan heykelin som altından yapılmasını önermem için ise fazla bir şey kalmadı aslında…

Ben Aziz Yıldırım Başkan’ın iletişim ve yönetim becerilerine güveniyorum… Buna yakın skandalları bir çırpıda halledivermişti. Hoş bu sefer durum hayli kritik. Ortada çok ciddi iddialar var. Samsunspor… Trabzonspor… Yüz binlerce dolar… Şike, teşvik… Açıklama gece yarısı yapılmasına rağmen, çok önceden yayına hazırlanan bazı gazetelerde üstelik haberin tüm ayrıntısı ile yer alması düşündürücü… Bakalım bu sefer mızrak çuvala nasıl sığdırılacak? Heyecanla izleyeceğiz…

Ama dedik ya Başkan bir ilişki ve iletişim yönetimi ustası. En darda kaldığı durumlarda istifa silahını çekiveriyor. Belki yine çeker… Sonra FB camiası salya sümük peşinden koşturur. Ve Başkan bir ara seçimle tekrar başa gelebilir mesela…

Ya da suçlamaları yapan kişiye karşı müthiş bir tezvirat kampanyası başlatılır. Cihan Oskay ‘vatan’, pardon ‘FB haini’ ilan edilir; Divan’a verilir; FB’den kovulur… Başkan’a itibarı iade edilir…

Ya da, mesele sadece bir kişinin Aziz Başkan’a ve dolayısıyla FB’ye saldırısı olmaktan çıkarılır. İşin aslında bir Federasyon – FB savaşı olduğu algısı yaratılır. Bu şekilde bir taşla çok sayıda kuş vurulur: Bir yandan kriz atlatılırken, 100′üncü yılda şampiyonluğu garantiye almak üzere, Federasyon, hakemler ve medya üzerinde baskı kurulur…

Dedim ya, taktik çok. Biri olmazsa biri… Bu işin üstesinden bir şekilde gelinir…

Ben Başkan’a güveniyorum…

——————————————

Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 29 Kasım 2006:

Bir Fenerbahçeli’nin hisleri

GAZETECİLİKTE hisler önemli midir?Bu soruya en uygun mesleki cevabın şu olması gerekir:

“Hayır, önemli olmamalıdır.”

Evet olmamalıdır ama, bir gazete yöneticisi olarak şunu da itiraf edeyim.

Zaman zaman “hisler” benim hayatımda rol oynar.

Mesela Babuna olayı.

Birçok insan Babuna’yı kahraman ilan ederken, benim içimde bir ses “Burada yanlış bir şey var” diyordu.

Yıllar o hissimi haklı çıkardı.

Tabii bu his, bu haberleri vermemize mani olmadı.

Hürriyet de Babuna ile ilgili olayları yakından izledi.

* * *

Dün sabah saat 03.00’e kadar Cihan Oskay’ın Star TV’de, Fenerbahçe hakkındaki iddialarını izledim.

Samimi söyleyeyim, izlerken aynı Babuna olayındakine benzer bir hisse kapıldım.

Dediğim gibi, “tamamen his”.

Star TV spor servisindeki arkadaşlar, bu iddiaları yayından önce bize gönderdiler.

Bunun üzerine Aziz Yıldırım’la temas kurduk.

Arkadaşlarımız önceki gün dört saate yakın Aziz Yıldırım’la birlikteydi.

Yıldırım’ın yanında Fenerbahçe’nin hukukçuları da vardı.

Bütün iddialar tek tek soruldu.

Onlar da cevabını verdi.

* * *

Diyeceksiniz ki: “Senin görüşün ne?”

Benim görüşüm yok, hislerim var.

Peki bu hislerinin temeli neye dayanıyor?

Dört saate yakın Cihan Oskay’ı izledim.

Veren de inkár ediyor, alan da.

Sadece aracı olduğunu iddia eden kişi konuşuyor.

Onun da bende bıraktığı izlenim pek parlak değil.

Özellikle mazisi ve “CV”si.

Yani özgeçmişi.

Bir kere başarılı bir işadamı olamamış.

Girdiği işleri batırmış.

Çocuğunun başına gelen kazadan, bazı insanları sorumlu tutuyor.

Neymiş, kazaya neden olan kişi Fenerbahçe’nin bir yöneticisinin yakınıymış.

Bu arada girdiği bazı işlerden kendisini tanıyanlar şunu söylüyor:

“Bize de kazık atmaya çalıştı.”

Böyle bir adamın sözlerine güvenilir mi?

* * *

Tabii bu son soruya bir başka soruyla da cevap verilebilir.

“Kirli bir iş yaptırılacaksa, bundan iyisi bulunur mu?”

Normal bir insan rüşvet verebilir mi?

Bunu yapabilmek için ruhunda bazı yamuklukların bulunması gerekir.

Yine de aynı şeyde ısrar edeceğim.

Hislerim…

İddia sahibi bu kişide beni rahatsız eden bir şeyler var…

Bir de konuştuğu kişileri telefonda tuzağa düşürmesi.

İşin en iğrenç yanı.

Konuşan kişinin bu karakteri, tabii ki hislerim üzerinde etkili oldu.

* * *

Yazdığı senaryoya gelince…

İtiraf edelim ki, bir James Bond filmi senaryosu kadar başarılı.

Ayrıntılar inci gibi işlenmiş.

Telefon numaraları, oda numaraları, giriş çıkış planları, telefon tuzakları, araba plakaları, uçak biletleri, uçuş tarihi ve numaraları…

Her şey planlanmış.

Veya korkunç koleksiyoncu, daha ilk günden bu işe “taammüden” girmiş.

* * *

Aziz Yıldırım bu “komplonun” arkasında Federasyon’un bulunduğunu söylüyor.

Olabilir mi?

Niye olmasın.

Federasyon seçimlerinde nelerin döndüğünü bilmeyen mi var?

Birtakım mafya babalarının ona buna telefon ettiğini ne çabuk unuttuk.

Yine de bu olay, futbol dediğimiz ve hayatımızda giderek daha da önemli hale gelen bu eğlence ve ekonomi alanını daha dikkatli gözlemeye başlamamız gerektiğini gösteriyor.

Tabii bir de şu var.

Hisleri insanı yanıltmaz mı?

Elbette yanıltabilir…

—————————————-

Yorumlar Kapalı


Gözüm hep kulübede
Kasım 30, 2006, 1:08 am
Kategori: Takım Hakkında
  30 Kasım 2006
 
Bayram AYDIN
 

Yeni sözleşme ve aldığı paranın iki katını isteyen İliç, maçların 2. yarılarında kenara alınan ilk ismin hep kendisi olduğunu söyleyip, dert yandı.

G.SARAY’ın Sırp yıldızı Sasa İliç, bu sezon hemen hemen hiçbir maçta 90 dakikayı çıkaramadığından dert yanarken, “Gözüm hep kulübede. Maçların ikinci yarılarında gözüm hep kenarda” dedi. İliç, şöyle devam etti: “Hemen hemen her maçta oyunu koparamadığımız zamanlarda, kenara alınıyorum. Dakikalar 60-70’i gösterdiğinde hep yedek kulübesine bakıyorum. Oyuncu değişikliği işaret edilir edilmez, saha kenarına doğru yürüyorum. Bu artık bende alışkanlık oldu.

Eğer o dakikalara kadar oyunu koparıp, skor avantajını elde etmişsek rahat oluyorum. Çünkü çıkarılmayacağımı biliyorum. Bu durumda kendimi daha çok oyuna veriyorum.” Öte yandan hafta başında yönetime giderek yeni bir sözleşme isteyen İliç, “Yıllık 550 bin Euro ve maç başına 5 bin Euro alıyorum. Bu rakam çok düşük. Bu rakamın iki katına çıkarılmasını istiyorum” dedi. Yönetim, Sırp futbolcunun bu isteğini, “Önümüzde önemli maçlar var. Sonra görüşürüz” diyerek geçiştirdi.

Kaynak: Hurriyet

Yorumlar Kapalı


Sözünün Eri Adnan Polat’a Tebrik ve Teşekkür
Kasım 29, 2006, 4:03 pm
Kategori: Biz Ne Diyoruz?, Canaydın Yönetimi

2005-2006 sezonu Fenerbahçe-Galatasaray maçı sonrası:

Polat, Fenerbahçe ile oynanan derbi maçta Şükrü Saracoğlu Stadı’nda insanlık dışı hakaretlere maruz kaldıklarını belirttti

Adnan Polat, Mecidiyeköy’deki Sportif A.Ş.’de düzenlediği basın toplantısında Fenerbahçe derbisinde yaşadıkları olayları anlatırken, ezeli rakipleri Fenerbahçe’ye büyük tepki gösterdi. Fenerbahçe’nin Türk futbolundaki katkısı ve büyüklüğünün inkar edilemeyeceğini belirten Polat, “Ancak, böyle büyük bir kulübün başındaki yönetimin yaptığı uygulamalar onlara yakışmıyor. Statta taraftarlarımıza verilen yer çağdışı, insanlık dışı bir yer. Taraftarımız sanki bir kafese konmuş gibiydi. Her türlü hakarete maruz kaldılar. Sezon başında alınan karar gereği taraftarlarımız maça münferit olarak gitmişti. Kadıköy’de belirli noktalarda emniyetin tüm çabalarına rağmen, 4 bin polise rağmen birçok taraftarımız gruplar tarafından dövülmüştür. Yeni sezonda taraftarlarımızı oraya tek tek götürmeyeceğiz. Toplu olarak götüreceğiz ve daha çağdaş bir yer ayrılmasını isteyeceğiz. Bu konuda federasyonun devreye girmesini isteyeceğiz” dedi.

2006-2007 Sezonu Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında 3 Aralık Pazar günü yapılacak derbi maçı öncesi İl Spor Güvenlik Kurulu Toplantısı yapıldı.İstanbul Valiliği’nde gerçekleştirilen toplantıya vali yardımcısı Ergun Güngör, Futbol Federasyonu Genel Sekreter Vekili Metin Kazancıoğlu, Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Haldun Üstünel ile Futbol AŞ Genel Müdürü Adnan Sezgin; Fenerbahçe Kulübü adına asbaşkan Murat Özaydınlı, Basketbol Federasyonu Lig Direktörü Ahmet Araşan ve diğer yetkililer katıldı.

Toplantı sonrası açıklama yapan vali yardımcısı Ergun Güngör, toplantıda 3 Aralık Pazar günü Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yapılacak derbi maçının yanı sıra aynı gün Beko Basketbol Ligi’nde oynanacak Fenerbahçe Ülker-Galatasaray Cafe Crown ve 5 Aralık Salı günü Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray ile Liverpool arasında yapılacak maçları da görüştüklerini söyledi.

Güngör, Fenerbahçe-Galatasaray maçında bileti olmayanların stat çevresinde oluşturulan dış arama çemberinin içine alınmayacağını belirterek, şunları söyledi:

* Stat dışında karaborsa veya elden bilet satışına da güvenlik kuvvetleri tarafından izin verilmeyecek ve bu konuda stat çevresinde etkin çalışma yapılacak.
* Kulüpler tarafından kendi seyircilerine toplu ve ücretsiz bilet verilmeyecek.
* Deplasman müsabakalarına toplu seyirci organizasyonu yapılmayacak.
* Seyirciler toplu olarak güvenlik güçleriyle stada götürülmeyecek.
* Münferit olarak stada gelen rakip takım seyircilerine UEFA kriterleri uyarınca yüzde 5 oranında yer ayrılacaktır.

* Galatasaray seyircisine 2 bin 400 kapasiteli bölüm ayrılmıştır.
* 48 bin kişilik seyretmeye uygun yer tespit edilmiştir.
* Buna göre Fenerbahçe-Galatasaray maçında tüm tedbirler saat 13.00′te alınacak ve stat kapıları saat 15.00′te açılacak.’

Biletix gişelerinde bir kişiye en fazla iki biletin satılabileceğini kaydeden Ergun Güngör, ”Kimlik fotokopisini ibraz etmek kaydıyla biletler satılmaya başlanmıştır. Müsabaka nedeniyle kendisine ismen davet verilen şahıslar bu davetiyeleri başkalarına kullandırmayacaktır. Müsabakada toplam 2 bin 512 güvenlik görevlisi görev yapacaktır. 74 iç ve 14 dış olmak üzere 88 güvenlik kamerasıyla maçı takip edeceğiz” dedi.

Bu gelişme üzerine Adnan Polat henüz bir açıklama yapmadı.

Örnek yöneticimizi tebrik ediyor, kendisine teşekkür ediyoruz.

Kaynaklar: Galatasaray.org, Alisamiyen.net



Lucescu: Demek ben haklıymışım
Kasım 29, 2006, 3:58 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

2000-01′de G.Saray’ın başında olan Rumen hoca, “F.Bahçe hiç sahada kazanmadı. Bu yüzden Türkiye’ye asla dönmem” dedi.

Cihan Oskay’ın açıklamalarıyla ilgili olarak dönemin Galatasaray Teknik Direktörü Mircea Lucescu ilginç açıklamalarda bulundu. Türkiye’deyken bu tür olaylara işaret eden hatta TBMM’yi göreve çağıran Lucescu, “Ben bunları söylediğimde deli dediler. Yalancılıkla suçladılar. Böyle bir adamın ortaya çıkmasını bekliyordum. Haklılığım ortada” dedi. İtalya’da Juventus’un küme düşürülmesiyle sonuçlanan soruşturmaya benzer bir soruşturmanın Türkiye’de de açılması gerektiğini savunan Rumen teknik adam, “Fenerbahçe hiçbir maçını sahada kazanmadı. Galatasaray’da ve Beşiktaş’ta çalışırken bunları gördüm” ifadesini kullandi.

TEKLİFLERİ REDDETTİM

Mircea Lucescu, yakın dönemde büyük takımlardan teklif aldığını belirterek, “Ama döndüğümde de geçmişte yaşadığım şeyleri yaşayacaktım. Bu yüzden Türkiye’den aldığım teklifleri reddettim. Ukrayna’da kalıp Dinamo Kiev ile savaşmayı tercih ederim” şeklinde konuştu. Haklı çıkmaktan mutlu olduğunu belirten Lucescu, “Şu anda tüm Türkiye benim söylediğim şeylerin, iddiaların haklı olduğunu gördü. Bu olay beni şampiyon olmuş kadar beni sevindirdi” yorumunda bulundu.

GALİP ÖZTÜRK

29 Kasim 2006, Sabah

Yorumlar Kapalı


Arda ve Ağabeyleri
Kasım 29, 2006, 2:49 am
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları, Takım Hakkında

Adalet mi bu?

GALATASARAY’ın her maçını izliyorum, deplasman ve Avrupa dahil. Zaman zaman genç futbolcular da takım içerisinde oluyor. Ama gelin görün ki bu gençler sahaya çıktığı zaman adeta titriyorlar. Neden mi? Takım içerisinde ağabeylik görevini üstlenen kişiler bu gençleri hor görüyor da ondan…

140 bin YTL aldı

Arda olsun, Aydın, Ferhat, Mehmet Güven olsun, topu kazandıkları zaman “Topu bana at. Topu bana at” diye her kafadan bir ses çıkıyor. Bu da doğal olarak gençleri sahada bunalıma sokuyor. Arda’nın Bordeaux karşısındaki bunalımı da bu durumdan kaynaklandı.

Şimdi yönetim kurulu, 50 bin YTL ceza verdi Arda’ya. Bir de bilen bilmeyen bu çocuk hakkında şımarık diyor. Kimse bu çocuğun iç dünyasını bilemez. Bakın, Arda’nın bugüne kadar kulüpten aldığı yıllık para 140 bin YTL… Bu sene zam aldı 300 bin YTL oldu. Daha eline de para geçmedi. Bayrampaşa’da oturuyor, banka kredisiyle Küçükçekmece’de ev alıyor.

Bu çocuk nesine şımaracak ki? Kulüp de 50 bin YTL ceza verdi, kaldı geriye 250 bin YTL. Ama Arda’nın para ile işi olmadığı her halinden belli. Tek amacı Fenerbahçe maçında oynamak. Kendisi ile konuştuğum genç oyuncu, bakın bana neler söyledi:

Büyük maçları severim

“Galatasaray PAF Takımı’nda oynadığım dönemde Fenerbahçe karşısında hep gol attım. Arkasından Vestel Manisaspor’a gittim. 5-3’lük Fenerbahçe maçında da 2 golün asistini yaptım. Bordeaux maçındaki hareketim nedeniyle aldığım cezayı önemsemiyorum. Hak ettiğimi biliyorum. Şimdi bütün fizik ve ruhsal olarak Fenerbahçe maçına hazırlanıyorum. Ve ben bu maçları çok seviyorum.”

Benim, Arda’nın futbolcu ağabeylerine bir çift sözüm var: Siz de futbola genç yaşta başladınız ve zor günler geçirdiniz, “Pat” diye bir yerlere gelmediniz. Böyle gençlere saha içinde daha iyi davranıp, örnek olmanız lazım.

İlhan Söyler

29 Kasım 2006, Hürriyet

Yorumlar Kapalı


Futbolda Kirlenmislik ve Fenerbahce Derebeyligi
Kasım 28, 2006, 8:47 pm
Kategori: Haber ve Yazı Alıntıları

Cihan Oskay’in aciklamalari, daha dogrusu itiraflarini hem bir futbolsever olarak, hem de psikiyatrist kimligiyle ilgiyle izledim. Oncelikle Serhat Ulueren’i cesareti ve habercilik basarisindan oturu kutluyorum. Bu itiraflar, Turk futbolundaki kirlenmisligin adresini gostermesi acisindan sosyal bir oneme sahip. Bu cambazlarin simdiye dek cevirdikleri dolaplari sergilemesi acisindan da onemli bir adimdir.

Lucescu’lu, Hagi’li, Jardel’li GS’in elinden calinan bir sampiyonlugun sikeli, tesvik primli mizanseninin tam da ortasinda bir bas aktor var. Sampiyonluklarin sadece sahada kazanilmadigini ogrendigini gecmiste dile getiren bir bas aktor. Fenerbahce Derebeyliginin kurucusu bir bas aktor. Cihan Oskay’in kisilik oruntusu, sozu gecen futbolculardan Oktay Derelioglu adina ayni kulupten para almis olmasi, ticari acidan batmis olmasi, muhtemelen antipsikotik kullanimina bagli gelistigini dusundugum istemsiz dudak hareketleriyle ilgilenmiyorum. Organize bicimde sike girisiminde bulunan bir insanin sutten cikmis ak kasik olmasini beklemenin de safdillik oldugunun farkindayim. Asil ilgilendigim onun feryadi, onun seslendirdigi cigligidir.

Hani Behisti’nin divaninda gecer ya (gunumuz Turkcesiyle):

“Murat alamamanin kiyisinda feryat edenden baska kimsem yok
feryadim ama feryadima yetisenim yok!”

Sadece bu feryada kulak vererek Turk futbolu ve kirlenmislik uzerine ipuclarina ulasilabilir. Futbolun talan edilisi, curumuslugu, kirletilmisliginin kokenlerine inilebilir. Dun gece ayni derebeyligin ikinci baskani calakalem yazilan bir metni televizyonda okuyor, bir suru itham, hakaret, tehditten sonra telefonu kapatiyordu. Buna da sasirmamak gerek. Bu tur davranislar, ayni kulturun gostergeleridir. Kendilerini Turk futbolunun tepesinde konumlayan, federasyon, kulupler birligi, hak ve hukuk kurallarini tanimayan, halki aldatmayi marifet sanan bu olusumun icinde gorev alan yoneticilerde zaman zaman gorulen belirtilerdir.

Doktor Nazim Bey’den Sukru Saracoglu’na (Saracoglu stadinin bulundugu Emlak dairesinin mulku olan araziyi Milli Sef doneminin basbakani sifatiyla 1 Turk Lirasina FB kulubune satisini gerceklestirmistir), Guven Sazak’tan Aziz Yildirim’a uzanan renkli baskanlariyla (FB baskanlarinin cogunlugu ve ozellikle son donemdekilerin hepsi – Metin Asik, Tahsin Kaya, Guven Sazak, Hasan Ozaydin, Aziz Yildirim- devletle is yapan muteahhitlerdir, Aziz Yildirim ayni zamanda NATO muteahhididir, muteahhit olmayan tek baskan olan Ali Sen de devletle silah ticareti yapar) bir derebeylik kulturunun tezahurleridir bunlar. Adini FB Cumhuriyeti koyuslari da gulunctur. Bu skandallar, her ne pahasina ve hangi yolla olursa olsun kazanma uzerine yasamlarini insa eden bir anlayisin urunudur.

Oysa bir kulturdur futbol, bir edeptir, hayat felsefesidir, hayat inceligidir, bir ahlaktir futbol. Insanlarin otekine bakislari, tavirlari, eylemleri ile ilgili bir manifestodur futbol. Herseyden once kendini bilmek, kendini tanimaktir. Kendini tanimaksa ayni zamanda baskalarini, otekinin dunyasini tanimaktan gecer.

Kulup baskanligi muteaahitlik iliskisi derken aklima hep Jesus Gil gelir. 1960’larin sonunda Guaddarrama’da toplantilarin, eglencelerin yapilacagi devasa bir salon acilir. Acilista binanin tavani coker ve davetliler enkaz altinda kalirlar, elli civarinda insan hayatini yitirir. Salonu devletten aldigi krediyle, ruhsatsiz, tasdiksiz bir projeyle yapan Jesus Gil’dir. Yargilanir, tutuklanir, iki yil sonra Franco’nun ozel affiyla hapisten cikar. Yine insaat sektorunde devletten aldigi ihalelerle isine devam eder. Bir sure sonra Atletico Madrid’i satin alir. Futbol yoluyla populer olur, ardindan Marbella Belediye baskani secilir. Guzelim Marbella’yi kisa surede Arap seyhlerinin, silah ve uyusturucu kacakcilarinin, mafya babalarinin ugrak yeri haline getirir. Atletico Madrid her ne kadar sikca yenilse de Jesus’un iktidar ve ayricalik sahibi olusunda her zaman onemli bir payi olur.

Italya’nin tum kalburustu kuluplerinin, Kuzey’inden Guney’ine yolsuzluklara, sike ve rusvet skandallarina bulastigi herkesin bildigi bir gercekti. Sonunda bu kuluplerin yoneticilerine kirmizi karti gosterme cesareti olan bir savci cikti ve esi benzeri olmayan bir temizlik harekatina giristiler. Yine yakin gecmiste Fransa’nin en guclu kuluplerinden olan Olympique de Marseille oynadiklari bir mac oncesi Valenciennes takimi oyuncularina rusvet verdikleri ispat edilince ikinci lige dusuruldu. Bernard Tapie’nin hem politika ile ilgili hayalleri suya dustu, hem de 1 yil hapis cezasi aldi.

Bu ulke hukuk devleti olma iddiasindaysa eger, Cihan Oskay’in feryadina savcilarin kulak vermesi gerekir. Profesyonel futbolun faliyet gosterdigi alanda artik futbolun kendi kurallarinin degil, hukukun kurallarinin gecerli olma zamani coktan geldi catti. Yalnizca FB Derebeyligi ile de sinirli kalmamali bu temizlik girisimi. Calip, cirptigi, sike ve rusvete karistigi bilinen, sanilan kim varsa ayirdetmeksizin Ergun Gursoy’undan, Sinan Engin’ine bu temizlik operasyonuna dahil edilmeli.

Gramsci ustad, futbol icin “acik havada ortaya konan insan sadakatinin kralligidir” diyordu. Bu sadakat kralligini, dis dunyanin mogollarindan, derebeylerinden korumaksa her futbolseverin, her futbol dilencisinin vazgecilmez onceligi olmalidir.

Samet Kose

Alisamiyen.net

Yorumlar Kapalı


Türk Futbolunda Şike – Fenerbahçe’nin 2000-01 Sezonu Marifetleri
Kasım 28, 2006, 1:26 am
Kategori: Forumlardan

tarih: 15 kasım 2004… yer: milli takım’ın kamp yaptığı polat renaissance oteli’nin lobisi… milli takım, 2 gün sonra servet’in shevchenko kabusu yaşadığı ukrayna maçına çıkacak.

vatan spor servisi müdürü ibrahim seten kampı ziyaret ediyor. seten, ersun yanal, zaman zaman menajer can çobanoğlu ve mentör turgay biçer’in de katıldığı sohbet saat 22.00 sularında başlıyor, bittiğinde saatler 2.00′yi gösteriyor. o sıralarda beşiktaş-istanbulspor maçında teşvik primi gönderildiği söylentileri var. seten bu konudaki bilgileri yanal’a anlatıyor. yanal, “bak birader” deyip söze giriyor. “benim başımdan öyle bir şey geçti ki, senin anlattıkların solda sıfır. türkiye’de bu iş bitmiş. sana bunları anlatırım ama bana söz ver, eğer bir gün türkiye’de bu işlerin temizlenmesiyle ilgili bir kamuoyu oluşursa bunu kullan. yoksa bizi kimseye kurban etme.”

ve bizzat yaşadığı teşvik skandalını başlıyor anlatmaya:

“2000-2001 sezonu… f.bahçe ile g.saray kıran kırana bir şampiyonluk yarışı içinde. g.saray, üst üste 5. şampiyonluğa koşuyor. f.bahçe ise mustafa denizli ile onlara yetişmeye çalışıyor… g.saray puan kaybetmezse de f.bahçe’nin şansı hiç yok… son haftalara girildikçe, bizim gibi (teknik direktörü olduğu agücü’nü kastediyor) takımlarla iki kulübün oynadığı maçlar önem kazandı…

13 mayıs’ta, yani ligin bitmesine 3 maç kala g.saray ile ali sami yen’de karşılaşacağız. hafta boyunca bana f.bahçe kulübü’nden bizim futbolculara teşvik primi gönderileceği yolunda duyumlar ulaştı… takımı toplayıp sert bir konuşma yaptım:

‘teşvik primi alanı bu takımda yaşatmam. helal olmayan bir parayı almak, insanın ailesini satmasıyla eş anlam taşır. g.saray’ı yenmek için f.bahçeliler’in sizinle bağlantı kurmaya çalıştığı dedikodusu ayyuka çıktı. sakın bu yollara girmeyin, primi alanı affetmem. hepiniz ayağınızı denk alın.’

johnson-kennedy bağlantısı

tabii bu konuşma oldu ama ben hepsini sonradan öğreniyorum, 2 takım futbolcuları kendi aralarında işi pişirmişler. mesela o sırada f.bahçe’de oynayan johnson, a.gücü’nün yabancılarından kennedy ve augustine’le konuşmuş, onlar para konusunda anlaşmışlar. bu ikisi takımdaki diğer yabancılar kaleci da silva ve stoper rogerio’yu da ayarlamışlar. yani zaten 4 oyuncu teşvik primine kendiliğinden ‘okey’ vermiş. cafer’le ayrı bağlantı kurulmuş, hakan keleş’le ayrı… takım, kendi kendine f.bahçeliler’den teşvik alma konusunda uzlaşma sağlamış.

ben maçtan önce soyunma odasında yaptığım konuşmada herkesi son defa uyardım. neyse sahaya çıktık, olağanüstü oynadık. hakem bülent uzun da bize yardımcı oldu, diyebilirim. (işte burası çok önemli) 10. dakikada faruk ilk golü attı, 1-0 öne geçtik. g.saray ilk yarıda okan buruk kırmızı kartla atılınca 10 kişi kaldı ve paniğe kapıldı. rogerio, 61. dakikada durumu 2-0 yaptı. hasan 63′te skoru 2-1′e getirdi ama yetmedi, biz maçı kazandık, f.bahçe erzurum’u 2-1 yenip büyük avantaj sağladı.

ne güvenilir taksiymiş ama

esas bomba maçtan sonra patladı. malzemecimiz ‘hocam, bir taksi şoförü bunu size vermemi söyledi f.bahçeti yönetici.. (ismi bizde saklı) yollamış’ diyerek soyunma odasına bir çanta getirdi. çantayı açınca beynimden vurulmuşa döndüm. f.bahçeli yöneticilerden birinin bize yolladığı çantanın içinden dolarlar fışkırıyordu. soyunma odasında birden hareketlenme oldu, nerdeyse bıraksam herkes çantanın üstüne atlayıp paraları orada paylaşacak. hepsine çok ağır hakaretler ederek çantayı kapattırdım.

malzemeciye emanet ettim ve ‘hayatımda böyle işlerin içinde olmadım. sizin sayenizde geldiğimiz noktaya bakın. bizim şerefimizin satılık olmaması gerekirdi. ama madem bu para geldi, en azından bunun dağıtımının nasıl olacağını ben belirleyeceğim. herkes duşunu alsın ve benden haber beklesin’ deyip kapıyı vurup çıktım.

neyse, ankara’ya döndük. çantadaki para sayıldı, içinde 300 bin amerikan doları vardı. 3 gün sabahlara kadar uyumadan ne yapacağımı düşündüm. aklımdan parayı alıp federasyona gitmek ve herşeyi anlatmak da geçti. ama cesaret edemedim.

al parayı, at imzayı!

sonra 300 bin doları nasıl dağıtacağımın yöntemini buldum. beyaz bir dosya kağıdı aldım. madem böyle bir şerefsizliğin içindeydik, gelen paradan gariban çaycının bile faydalanmasını sağlayacak bir metot geliştirdim. sayfanın başına ‘teşvik primi alanlar’ diye yazdım ve her futbolcunun adını alt alta sıraladım. ben ve antrenörlerim bu paraya hiç dokunmadık ama malzemeciye, masöre, çaycıya, tesislerdeki bekçiye varıncaya kadar herkesi bu işten nasiplendirmeliydim. futbolcuları teker teker evime çağırdım ve paylarını dağıttım. adam başı 15 bin dolar civarında bir para düşüyordu. parasını her alan, kendi adının yanındaki boşluğa imzasını attı. mesela cafer ‘ben o şerejsizin evine gidip para almam. hakkımı yollasın’ demiş, onunkini de takım arkadaşlarından biri götürdü. ama yine ona da imzayı attırdım. bu parayı son dolarına kadar dağıttım, sonra da beyaz dosya kağıdını evimde sakladım.
bu ‘beyaz dosya kağıdına imza attırma işi’ni niye yaptım biliyor musun? teşvik primine madem benim dahlim olmadan karıştılar, ben de onları yakacak bir belgeyi elimde sigorta olarak tuttum.

Vatan Gazetesi’nde yayınlanan bu yazı, Ultraslan.org forumundan alıntılanmıştır.

Yorumlar Kapalı